1950 yılı Temmuz ayında “Türk Barışseverler Derneği” kuruluşundan bir kaç hafta sonra Galata Köprüsünde bildiri dağıtır.3 Mart 2020 Salı
20 Şubat 2020 Perşembe

ULAŞIM ÇALIŞTAYI ve KENTLİLİK BİLİNCİ
Antalya Büyükşehir Belediyesi,Ulaşım Planlama ve Raylı Sistem Daire Başkanlığı “Antalya Ulaşım Çalıştayı” düzenledi.
19 İlçe Belediye Başkanlığı, Valilik, Kamu Kurum ve Kuruluşları, Üniversiteler, Meslek Odaları, Mesleki Birlikler, Dernekler ile Antalya Kent İzleme Platformu da davetliler arasındaydı.
Sabah sunumları, bilim insanlarının ve uzmanların daha çok bilgilendirme ve ulaşım/ulaştırma sorunsalının nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin kuramsal ve pratik deneyim aktarımlarıyla tamamlandı.
Öğleden sonra programı ise katılımcıların her biri için hazırlanan masalarda, kent içi ve kentin bütününde ulaşıma ilişkin belirlenen başlıklarda ifade ettikleri sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri moderatör yönetiminde kayda alındı.
Çalıştay’ın kurgusunun ve akışının Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyeleri aracılığı ile gerçekleşmesi, kimi katılımcılarda, Antalya merkezli Üniversitelerin bu etkinliğin neresinde olduğu merakı uyandırmış olsa da, bu durum etkinliğin önüne geçmedi. Zira bu merak Üniversitelerin bulunduğu kentlerdeki kentsel düzenlemelere katkıları, yaklaşımları ve beklentileri yanında bilim dünyasının kamusal hizmet alanlarında üstlendikleri rollerin irdelenmesi ile ilgili ayrı bir tartışmanın konusu olabilirdi.
Şurası bir gerçek ki, “Balbey Halk Buluşması” gibi, benzer geniş tabanlı toplantıların yapılması yerel yöneticilerin sorumluluklarının bir parçası. Yerel yönetimlerin, kent sorunlarını ele alırken, çözüm üretirken kent sakinlerini gelişmelerden haberdar etmesi, onlarla doğrudan temas kurması, görüş alış verişlerinde bulunacak kanalları sürekli açık tutması son derece önemli.
O nedenle Ulaşım Çalıştay’ının yalnızca bilgilendirme/bilgilenme ve veri toplama zemini olarak öne çıkmasının olumsuz bir yanı bulunmamaktadır. Zira önemli olan, bundan sonraki yapılacak çalışmalarda kent dinamiklerinin sürece katılım koşullarının tatmin edici düzeyde olup olmayacağıdır. Bu konuda yerel yöneticiler kadar kent dinamiklerinin de üstlenmesi gereken sorumlulukları söz konusudur. Zira toplumun ortak çıkarları için, hepimizin yararına olan uygulamaları talep etmek, takip
etmek bakımından ne kadar etkisiz kalıyorsak, keyfiyeti kendinden menkul yönetim örnekleri de o kadar daha fazla hayatlarımıza hakim oluyor demektir.
Pek çok gelişmiş ülkede uygulanan, kentsel yaşamı yakından ilgilendiren projelerin, karar aşamalarından önce, kolay anlaşılabilir plan ve haritalar üzerinden veya maket, canlandırma gibi yöntemlerle halka açık alanlarda sunulması, üzerinde tartışılarak öneri veya eleştiri imkanlarının sağlanması, açık ve katılımcı yönetim anlayışının bir gereği olarak Antalya’da da uygulanması mümkündür.
Bu çalıştay, hepimizin şikayetçi olduğu, yap boz tahtasına dönen ulaşım planının, bir kez daha ele alınıp değiştirilmesi aşamasında olduğumuzu ortaya koydu. Bu değişikliğin de kısa bir sonra bertaraf edilmemesi için kent dinamiklerinin bu sürece müdahil olmaları gerekiyor.
Hiç kuşku yok ki kamusal bir hizmet olarak ele alınması gereken ulaşım hakkının, bu hakkın öznesi olan insanın, insanı öne çıkaran motorsuz araç kullanımlarının, yaya ulaşımının ve bisiklet dolaşımının teşvik edici düzenlemelere ihtiyacı bulunmaktadır.
Buna göre planlanıp denetlenmesi gereken yaşam alanlarımızda, özellikle yoğun yerleşimlerin söz konusu olduğu kent merkezlerinde motorlu araçların kesintisiz akışından, hızından, gürültüsünden, kirliliğinden kurtulmamızı sağlayacak önlemler alınması gerektiği bilimsel verilerle tartışmadan uzak bir konu hale gelmiştir.
Doğal olarak bu düzenlemelerin uygulanabilir olması için de yerleşim alanlarımız arasında erişimi kolay, güvenli, sağlıklı, nitelikli ve bütün bir kenti kapsayıcı toplu ulaşım imkanlarına sahip olmamız gerektiği, kaçınılamaz bir gerçekliğimiz olmuştur.
Bütün bu insan merkezli düzenlemelerin gerçekleşmesi için güçlü bir siyasi iradeye ihtiyacımız bulunduğu da çok açık.
İnsanı doğanın bir parçası olarak gören, canlı cansız birbirlerinin hakkını hukukunu gözeten, korunması gereken değerlerine sahip çıkan, toplumsal olandan yana tutum almayı ilke edinen kentlilik bilinci böyle bir iradeyi ayakta tutacak olan esas güçtür.
O nedenle yaşam alanlarımızda “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” değil, bilimsel gerçeklere dayalı olarak bugünümüzün ve geleceğimizin toplumsal ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen planlama ilkelerine uygun, kentsel yaşamın geliştirilmesi için çaba sarf etmek, hepimizin ortak sorumluluğunu gerektirmektedir.
6 Şubat 2020 Perşembe

MAZLUMUN AHI YERDE KALMAZ
Elazığ Depremi ve Van Bahçesaray’da yaşanançığ kayıplarından sonra S.Gökçen havalimanında
yaşananlar, doğa olaylarında olduğu gibi öngörülebilir kazalarda da tedbirsiz ve hazırlıksız olduğumuzu, idarenin donanım ve organizasyon eksikliği nedeniyle yurttaşların hak etmedikleri mağduriyetler yaşamaya devam ettiğini ortaya koydu…
29 Ocak 2020 Çarşamba
İKTİDAR, DEPREM VE NEFES AL
takdiri ilahinin tecellisi olarak ele alıyor. Dahası yerleşimlerin yer seçiminde ve gerekli önlemlerin alınmaması gibi nedenlerle can ve mal kaybına neden olan bu doğa olaylarını birer afet olarak yansıtmak istemesi, özrü kabahatinden büyük söz ve davranışlar olarak fazlasıyla eleştirilmeyi hak ediyor...
22 Ocak 2020 Çarşamba
15 Ocak 2020 Çarşamba
11 Aralık 2019 Çarşamba
29 Kasım 2019 Cuma
SALDA GÖLÜNDE SONUN BAŞLANGICI MI ?
Bakanlığının, Burdur Yeşilova İlçesi, Salda Gölünde “Millet Bahçesi, Genel alt yapı işleri ve Rekreasyon alanları ile Millet bahçesine ait sosyal donatılar Yapımı” ile ilgili TOKİ aracılığı ile yaptırdığı İHALE işleminin İPTALİ için açılan dava; Isparta İdare Mahkemesinin
yetkisizlik kararı vermesinden sonra Ankara 16.İdare Mahkemesi 2019/1857 E. 2019/2231 K.sayılı kararı ile RET edildi.
19 Kasım 2019 Salı

DİBE VURMAK
Sit alanı olan 12 bin yıllık tarihi kent Hasankeyf sular altına gömülürken, Gümüşhane Taşköprü yaylasında 12 bin yıllık Dipsiz Göl’ü kurutarak define arama ruhsatı veren çapsızlık, bu kez suyunun hesapsız kullanımı nedeniylekuruma tehdidi altında bırakılan Eğirdir Gölü haberleri ile kendini gösterdi.
17 Kasım 2019 Pazar
“KENT HUKUKU" ve "KENTİ BİRLİKTE YÖNETMEK" ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ
işbirliği ile 9 Kasım 2019’da Antalya Barosu’nda
düzenlenen çalıştayın teması
“Kent Hukuku ve Kenti Birlikte Yönetmek”ti.
20 Ocak 2019’da aynı işbirliğinin ürünü olan
“Kent Hakkı Forumu”nda belirlenen temalardan biri olan
bu başlık farklı uzmanlar ve aktörler tarafından ele alındı.10 Kasım 2019 Pazar

KENT HUKUKU VE KENTİ BİRLİKTE YÖNETMEK
Sayın Konuklarımız, Değerli Katılımcılar ve
Basın Emekçileri "kent hukuku ve kenti birlikte yönetmek" konulu çalıştayımıza
hoş geldiniz.
Bu yıl başında düzenlediğimiz “kent hakkı” forumunda; katılımcılarının ortak değerlendirmeleri sonucu tespit edilen hak ihlallerini 5 ana başlıkta toplamıştık.
Bu yıl başında düzenlediğimiz “kent hakkı” forumunda; katılımcılarının ortak değerlendirmeleri sonucu tespit edilen hak ihlallerini 5 ana başlıkta toplamıştık.
1-Halk Katılımı, kent Yönetimi ve işleyişi 2- Çevre, Doğa ve Sağlık 3- Kentsel Doku ve Barınma 4- Ulaşım ve Dolaşım 5 – Eşitsizliğe Maruz Kalanlar ve Sosyoekonomik Dezavantajlılar
Bugün, genel anlamda bütün bu hak ihlallerinin çerçevesini ortaya koymak üzere, “kent hukuku” üst başlığı altında ilk ana başlığımız olan “halk katılımı, kent yönetimi ve işleyişini” ele almak istedik.
Önümüzdeki süreçte de yine “kent hakkı” kavramı üzerinden güncel gelişmelerle birlikte “sağlıklı çevrede yaşam hakkı”, “ulaşım hakkı”, “barınma hakkı”, “su hakkı” gibi konuları ele almak istiyoruz. Böylece yaşam biçimi ve yönetim anlayışı olarak toplumsal olandan yana, kamusal çıkarları esas alan çalışmalar yaparak kamuoyu ile paylaşmayı hedefliyoruz.
Zira “Kent Hakkı” kavramıyla ortaya konulan bütün değerlerin hepimiz için yaşamsal öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.
Her şeyden önce, doğal, kültürel, tarihsel olarak sahip olduğumuz bütün değerlerimizi korumak, yaşatmak ve
bu doğrultuda toplumsal ihtiyaçlarımızın ayrıcalıksız bir şekilde karşılanmasını istemek, karar süreçlerinde kentte yaşayanların aktif katılımlarının önünü açmak kent hakkının gereğini yerine getirmektir.
Kentte var olan hakkında söz söylemek, ona ulaşabilmek ve kullanabilmek, aynı zamanda onu değiştirebilme imkanlarıyla birlikte ele alabilmek, kent hakkının kolektif bir hak olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle farklılıklarımızla kendimizi özgürce ifade etmeyi, dışlanmamayı, doğrudan bilgiye ulaşarak kente ilişkin alınan kararlarda söz sahibi olmayı talep etmekten kaçınamayız.
Şurası da bir gerçek ki yetki ve nüfuz sahibi olanlara bel bağlanmanın her birimizi çaresiz bıraktığını deneyimlerimizle yaşamaya devam etmekteyiz.
Bu konuda merkezi veya yerel iktidar sahiplerinin, kendilerine özgü bahanelerine, zaruret hallerine, maksatlı yönlendirmelerine rıza göstermeye devam ettikçe, toplumun çaresizlik halleri sona ermeyecek…
Daha da vahimi, bu süreç hepimizi telafisi imkansız mağduriyetlere ve ekolojik yıkımların başladığı bir girdaba doğru yol almamıza neden olmaktadır.
Yaşam alanlarımızda paraya tahvil edilebilecek her şeye yönelik sınır tanımaz saldırganlıklar, tüm canlı türlerine yönelik yaşanan acımasız kıyımlar, gezegenimizi tehdit eder hale gelen küresel iklim krizi ve bunun sorumlusu olan kapital hegemonya, sonunda bu dünyada hepimizi “olmak veya olmamak” sorununun bir parçası haline getirmek üzeredir.
“…Olmak ya da olmamak…” sorunsalı denildiğinde ilk akla gelen *William Shakespeare’in yaklaşık 400 yıl önce Hamlet eserinde sorguladığı gibi ;
“Düşüncemizin katlanması mı güzel,
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! Demesi mi?” *
Bu soru bütün yakıcılığı ve güncelliği ile hepimizden cevap beklemektedir. Zira bugün de saray yöntemleri ile toplumun zenginlik kaynaklarına el koyanlar, canlı cansız tüm varlıkları, kendi iktidarları için fütursuzca yok sayıyorlar.
Evet, bütün sesi kısılanların, dışlananların, hakkı, hukuku, emeği gasp edilip yaşam alanları talan edilenlerin,
düşlerinin ve korkularının ötesine geçmelerine,
“….zamanın kırbacına,
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş,
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanların … “ *
kayıtsız şartsız itiraz etmek, kaçınılmaz görünen sonumuza dikkat çekmek, bir araya gelerek dur demek bütün duyarlı çevrelerin ortak sorumluluğu olması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu yolda bizlerle beraber olan, uzak, yakın yerlerden gelen konuklarımıza, katılımcılara sağlayacakları katkılarından dolayı şimdiden çok teşekkür ediyoruz.
28 Ekim 2019 Pazartesi

SALDA GÖLÜME DOKUNMA
Küçüklüğümden
beri ailem ile birlikte pek çok anımın olduğu, doğa harikası Salda Gölü’nün bu
kez yaşatılması ve korunması için düzenlenen bu toplantıda dava avukatı olarak bulunmamın hüzünlü bir yanı olsa da, “Salda Gölüme Dokunma”platformunun saflarında yer almak, onlarla dayanışma içinde
olmak üzere burada bulunmak bana onur veriyor.
Platformun bu etkinliğinde seçilmiş/halk temsilcileri olarak Burdur Milletvekili ve Yeşilova Belediye Başkanının da yer almasının ve yöre
sakinleri ve duyarlı çevreler ile hep birlikte Salda Gölüne sahip çıkmak üzere çaba
sarf etmemizin son derece önemli ve değerli olduğuna inanıyorum. Bu nedenlerle
davetiniz için teşekkür ederim. Hepimiz hoş geldik ve hep birlikte hoş bulduk.
7 Ekim 2019 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














