Konyaaltı Sahili Projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konyaaltı Sahili Projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2020 Çarşamba

KONYAALTI SAHİLİ HALKIN OLACAK MI ?

Türel Yönetiminin Alkoçlar Seyahat Turizm ve Otelcilik AŞ
ile Senatalya Turizm Seyahat Acentası iş ortaklığına ihale ettiği
Konyaaltı sahil işletmeciliği sözleşmesi,
Böcek yönetimi tarafından tek taraflı olarak fesih edildi.

19 Kasım 2019 Salı

DİBE VURMAK

Sit alanı olan 12 bin yıllık tarihi kent Hasankeyf sular altına gömülürken, Gümüşhane Taşköprü yaylasında 12 bin yıllık Dipsiz Göl’ü kurutarak  define arama ruhsatı veren çapsızlık, bu kez suyunun hesapsız kullanımı nedeniyle
kuruma tehdidi altında bırakılan Eğirdir Gölü haberleri ile kendini gösterdi.

7 Ekim 2019 Pazartesi

TÜREL YÖNETİMİ NEDEN OLDUĞU KAMU ZARARINI KARŞILAMALIDIR



Yeni yerel yönetimler 6. aylarını tamamladılar.
Antalya Büyükşehir Belediyesi
yeni yönetiminin de teslim aldıkları uygulamalara ve

8 Kasım 2018 Perşembe

KENDİN ÇAL KENDİN OYNA



 Antalya Büyükşehir Belediyesinin sitesinde ve Antalya sokaklarında
boy boy fotoğraflar ve afişler sergilenmekte…

27 Şubat 2018 Salı

SUÇLU MU ARIYORSUNUZ ? (3)





İdari kararla fay hattının bile değiştirilebildiği ülkemizde, Konyaaltı sahil düzenleme projesi, güya iş bitiricilik adı altında  planlama ilkelerinin, akıl, bilim ve doğa yasalarının hiçe sayılmasının bir başka örneği olmuştur.  

25 Şubat 2018 Pazar

SUÇLU MU ARIYORSUNUZ ? (2)






Konyaaltı sahil düzenlemesi,  kıyı kanununda yer alan yapı yasağı, yapıların kıyı kenar çizgisine yaklaşma mesafeleri ve  toplumun yararlanmasına açık yapılar bakımından yasal düzenlemelere aykırılıklar taşımaktadır…

23 Şubat 2018 Cuma

SUÇLU MU ARIYORSUNUZ ? (1)



Kamusal alanlarımıza ve sahillerimize yönelik çevirmeler, işgaller ve yasa dışı uygulamalar artarak devam ediyor. Kamusal varlıklarımız, kamusal alanlarımız artık bizzat kamu otoritesinin tehdidi altındalar…  

2 Kasım 2017 Perşembe

KONYAALTI SAHİLİNDE BİTMEYEN SENFONİ

Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi, yarışma sonucu elde edilen Konyaaltı sahil düzenleme projesinin 2 etap halinde tamamlanacağını duyurdu.


Daha önce üç kez ihaleye çıkarılan projeye yatırımcı çıkmadığı belirtilen açıklamada, önümüzdeki yaza yetiştirmek üzere çalışmaların Büyükşehir Belediyesine bağlı ANTEPE şirketi tarafından gerçekleştirileceği belirtildi.

1.etap “Varyant çıkışından Hill Side Su Otele kadar olan proje maliyeti 52 milyon TL,

2.etap Mini City den Boğaçayı’na kadar olan çalışmalar da bir ay içinde başlanacağı duyuruldu ancak maliyeti açıklanmadı.

1.etap için Beach Park içerisindeki yapıların yıkıldığı, zeminde yer alan parke taşı ve betonarmelerin söküldüğü, altyapının da bir buçuk ayda tamamlanacağı planlanıyor.

Bu bölüm içinde Atatürk Parkı’ndan Beach Park’a iniş için iki adet asansör, ticari üniteler, oyun alanları, spor alanları, kafeteryalar, güneşlenme terasları yer alacak. Koruluk alan içinde yeni yürüyüş ve bisiklet yolları yapılacak. Alanda bulunan amfi tiyatro aynı şekilde korunarak, kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Bölge araç trafiğine kapatılacak.

2.Etap Mini City’nin oradan Boğaçayı’na kadar olan çalışmalar da Konyaaltı sahili karayolu transit trafikten arındırılıp, tek şeritli, servis amaçlı kontrollü bir trafik olacak

Büyükşehir Belediyesinin kendi imkanları ile gerçekleştireceği açıklanan bu projenin Varyanttan Büyük Liman’a uzandığı, sosyal alanlar, meydan, kültür merkezleriyle yeşil alanların denize kadar kesintisiz ulaşacağı, önünde hiçbir engel ve duvar olmayacak şekilde vatandaşın sahilden yararlanabileceği şekilde düzenleneceği Boğaçayı projesi ile bütünlük içinde tamamlanacağı açıklandı….

Konyaaltı sahil projesinin öyküsü hatırlanacağı üzere Büyükşehir Belediyesinin 2014 yılında Mimarlar Odasının koordinasyonunda diğer meslek odalarının da katılımıyla gerçekleştirilen bir yarışma ile başlamıştı.

Böylece bu projede Belediyenin keyfi ve kamu yararına aykırı uygulamalarına meslek odalarını da ortak ettiği proje yarışmalarından biri olarak kayda geçmişti…

Nitekim Büyükşehir Belediyesinin yarışma sonucu elde edilen proje üzerinde istediği değişikliği yapma yetkisinin olması, projenin yönetim planının tapuya işlenmemiş olması, mülkiyet ihtilafları çözülmeden yarışma düzenlenmiş olmasının esas zararlarını kentte yaşayanlar çekmeye devam etmektedir.

O nedenle açıklanmaya muhtaç bazı konuların cevaplanmasını istemekte yarar bulunmaktadır…

**Öncelikle yarışma ile elde edilen proje ile şu anda uygulanmak istenen proje arasındaki farklar ve gerekçeleri açıklanmalıdır…

**Beach parkta yıkıldığı açıklanan yapıların, zemin taşların ve alt yapının ekonomik ömrü tamamlandığı için mi ortadan kaldırılmıştır ?

**Minicity yatırımı için Büyükşehir Belediyesi şimdiye kadar ne kadar masraf yapmıştır ? Bu alan neden ortadan kaldırılmaktadır ?

**Kapanan karayolunun ihdası hangi yasal düzenlemeye dayalı olarak Büyükşehir Belediyesi adına tescil edilmiştir. ?

**Yarışma Projesinin yönetim planı var mıdır ? Konyaaltı sahil şeridinin kullanımına ilişkin tapuya işlenmiş Belediye Meclisince kabul edilmiş bir yönetim planı var mıdır ? Yoksa Büyükşehir Belediyesi yatırımı tamamladıktan sonra işletmecilik kriterleri neler olacaktır ?

**Halen faal olan ve Büyük Limana kadar gerçekleştirilen imalatların bu projedeki akibeti ne olacaktır ?

Bilindiği gibi Büyükşehir Belediyesi Konyaaltı sahillerini 29 yıllığına 130 milyon TL den başlamak üzere ihaleye çıkarmıştı ve bu ihalelere katılan olmamıştı.

Bu koşullarda bu alanı işletecek firmanın bu parayı çıkarması için denize girişin bile turnikeli hale getirmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilerek eleştirmiştik.

Oysa tartışılmaya gerek bile olmayacak kadar açık ki kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilmelidir. Kıyılar, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, bu durumu engelleyici hiçbir uygulama söz konusu edilmemelidir. Tapusunda yönetim planı kaydı olmayan işletmecilik anlayışı olsa olsa sahil şeridinin menfaat çevrelerine peşkeş çekmenin bir başka yöntemi olacaktır.

Büyükşehir Belediyesi para kazanacağım diyerek 130 Milyondan az olmamak üzere ihaleye çıkardığı sahil şeridini şimdi kendisi yaptığına göre aradaki farkı tamamen tüccar zihniyeti içinde belirlediği de anlaşılmış olmalıdır.

Kaldı ki tamamı kamusal alan olan Varyanttan itibaren Büyük Limana kadar uzanan proje alanında ancak parası olanların yararlanabileceği yatırımların varlığı, buraların kamusal niteliğini ortadan kaldırmaması mümkün değildir.

Bu alan ne belediyelerin, ne de ticaret erbabının zenginleşme alanı olarak görülmemelidir.
Aksine dünyanın göz bebeği ve tüm Antalyalı’ların en kolay, en çabuk, en masrafsız denizinden, güneşinden, kumsalından yararlandığı bir sahil şeridi olarak, bu özelliklerinin geliştirilmesinden başka bir önceliği olmamalıdır...

Bu alanda esas olarak ihtiyaç duyulan konu, temiz deniz, temiz sahil, temel ihtiyaçların karşılanacağı, duş, wc, kabin, gölgelik, şezlong gibi aparatların tıpkı park ve bahçelerde kullanılabildiği gibi ücretsiz karşılanması ve güvenliğinin sağlanmasıdır…

Yerel yöneticiler herkesin serbestçe ve eşit koşullarda yararlanması için sahile nasıl daha kolay ulaşılabilir, nasıl daha güvenli ve sağlıklı koşullarda yararlanılabilir üzerine imkan sağlaması gerekirken sahillerimizin tamamen ticarileştirilmesi, zenginleşme aracı olarak değerlendirilmek istemesi, esas olarak parası olanlara hitap eden yatırımlara öncülük etmesi en hafif deyimiyle kente karşı işlenen bir suçtur. Kentlilerin güvenini kötüye kullanmaktır...

Konyaaltı projesi ile birleştirileceği ilan edilen ve yıllarca hayal satmanın bir aracı haline getirilen Boğaçayı projesinin de farklı kamu kuruluşlarının yetki alanında olmasına karşın kendine pay çıkarma ve nemalanma açıkgözlülüğü içinde yürütülen bir proje olduğu artık iyice anlaşılmıştır.

Dere yatağının ıslahı ve korunmasından sorumlu olan DSİ nin her çalışmasında Boğaçayı projesinin start aldığı açıklamaları yapan Menderes Türel’in 1.5 metre kazı sonrası denizin 750 metre içeriye alınacağına ilişkin söylentilerine de açıklık getirmesi ve bu komediye son vermesi gerekmektedir. Bu haliyle birkaç yıl içinde Boğaçayının tıpkı sahil şeridini beslediği gibi kazılan çukuru da dolduracağı gerçeğine karşın, girişilecek böyle bir girişim kente karşı işlenen bir suç değil açık bir cinayet olacaktır… Yeraltı kaynak sularına verileceği zararın, heba edilecek kamuya ait zenginlik kaynaklarının hesabını vermeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir…

Aynı şekilde hiçbir bağlantısı olmamasına karşın Boğaçayı projesinin bir parçası olarak dile getirilen Konyaaltı sahilinde Büyük Limana bitişik 1.2 kmlik uzunlukta yeni bir liman yapılması girişimi de açık bir sahil işgali niteliğindedir.

Halen halkın yararlandığı sahil şeridinin bir kısmını kapatma sonucu doğuracağı son derece açıktır. Boğaçayının girişine kadar fiilen denizden yararlanma koşullarını ortadan kaldıracak niteliktedir. Ancak öngörülen bu liman alanı da Büyükşehir Belediyesine tahsis edilmiş, tasarrufu altında olan bir alan değildir.

Bir kısmı Ulaştırma ve Denizcilik Bakanlığının faaliyet alanında ve esas olarak Antalya Valiliğinin denetiminde olan, denizlerin korunması amaçlı deniz kirliliği ve deniz kazalarına karşı bölgesel acil müdahale alanı olarak belirlendiği tespit edilen bu alanda liman yapılacağını ilan etmek, ne denli keyfi ve kendinden menkul kararlarla kent yöneticiliği yapıldığını göstermektedir.

Büyükşehir Belediyesi “bul karayı al parayı” yöntemiyle kenti yönetmekten vazgeçmelidir… Kentin belirlenen ihtiyaçlarına göre hareket etmelidir… Planlama ilkelerine saygılı davranmalıdır. Yanıltarak, abartarak, göz boyayarak iş yapıyormuş gibi değil toplumsal ihtiyaçlara, ortak alanlardan herkesin eşit ve serbestçe yararlanma ilkelerine göre yatırım tercihlerinde bulunmalıdır…

20 Eylül 2017 Çarşamba

Sahilde İşgal…

Dünyanın en ünlü plajlarından olan KONYAALTI Plajının 7 de 1’i, yaklaşık 1,2 km
lik alanda, yeni bir LİMAN yapılmak isteniyor.


Bu amaçla hazırlanan yeni liman resimleri Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından, “Boğaçayı Yat Limanı Projesi ÇED sürecine Halkın katılımı toplantısı” ile “görücüye” çıkarıldı. 

Bakanlar Kurulu kararı ile resmileştirilen, kent meclisine getirilmeyen, kamuoyu ve uzman kuruluşlarla paylaşılmadan, ÇED etiketiyle prosedür geçiştiren bir liman projesi dayatması ile karşı karşıyayız…

Öncelikle belirtmeliyiz ki bu proje Türel yönetiminin tam bir oldu bitti ile kente dayattığı SAHİL İŞGALİ operasyonudur… Ama aynı zamanda Boğaçayı çevresinde imara açılan ve açılacak alanlarda, yap işlet devret yatırımlarında beklentileri, verilen sözleri gerçekleştirme hamlesidir…

Oysa liman yapılmak istenen alan, 2009 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teknik araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen “ANTALYA BÜTÜNLEŞİK KIYI ALANLARI YÖNETİM PLANI PROJESİ NİHAİ RAPOR’unda yeni bir liman alanı olarak öngörülmemektedir.

Bir ihtiyaç olarak kentsel planlamada da yer almamaktadır…

Bilgisayar kurgularıyla gerçekleştirilmek istenen bu liman, Türel Yönetiminin anlayışına uygundur ama kamusal kaynakların heba edilerek en kısa yoldan iktidar çevresi için zenginleşme aracı olarak kullanılmak istenilmesinden başka bir anlam taşımamaktadır…

Zira kıyının mevcut durumu, talepler, kamu yararı, kentsel yaşamın ve kıyının kullanımı ve ekonomik potansiyeli, doğal ve kültürel değerleri, yasal statüler ve nihayet kazanılmış haklar etrafında değerlendirildiğinde, Konyaaltı sahilinde gerçekleştirilmek istenen bu yeni liman, bilimsel ve toplumsal ihtiyaçlara dayalı olmadığı içindir ki esas itibariyle OHAL zamanlarının ürünü olarak tepeden inme yöntemlerle yol almayı tercih etmiştir…

Bakanlar kurulu kararı ile resmi gazetede yayımlanarak hiç soluklanmadan ihale hazırlıklarına başlanması bu yüzdendir….

Toplumsal muhalefetin, meslek odalarının her yönden kıskaca alındığı, itiraz edenlerin günah keçisi ilan edildiği, seslerini duyurma imkanlarının kısıtlandığı, olmadı karalandığı, daha olmadı hukuk dışı yöntemlerle toplumdan tecrit edildiği koşullarda Boğaçayı Projesi kapsamında Konyaaltı sahilinde liman projesinin hayata geçirilmesi tesadüfi değildir…  

DÜŞÜNÜLEN ANTALYA’NIN GELECEĞİ DEĞİLDİR…
Esas olan planlama ve uygulama yetkisi olan kurumlar ile tüm kullanıcılar arasında eşgüdümü gerçekleştirecek modeller geliştirmektir… Kuşkusuz ki bu tür modellerde göz önüne alınacak öncelikli ilke kamu kullanımına açık az sayıda kalan alanları korumaktır. 

Söz konusu olan uluslararası üne sahip Konyaaltı sahil şeridi olduğuna göre yalnızca kentlilerin değil yerli yabancı denizden güneşten kumsaldan yararlanan milyonların haklarına sahip çıkmak öncelikle kent yöneticilerinin görevidir…

Kıyı ekosisteminin biyo çeşitliliğini korumak, kıyı kesiminde yer alan doğal ve kültürel doğal değerlerin gelişimini sağlamak, bozulma olan alanlarda önleyici ve tedavi edici yöntemleri geliştirmek ve bütün bu yaklaşımları aynı zamanda bir bütün olarak “kent hakkı” olarak ele almaları gerekirken, aksi yönde kararlarla, oldu bittilerle kıyıyı, doğal kullanımını ve kamusal niteliğini ortadan kaldırmak kente ihanet etmekle eş anlamlıdır…      

Boğaçayı dere yatağına liman yapamamanın kefareti olarak hepimizin ortak kullanım alanı olan Konyaaltı  sahil şeridinde kendinden menkul yöntemlerle liman yaparak, bu kamusal ortak alanda güneşten, denizden ve sahilinden yararlanma imkanlarımızın elimizden alınmak istendiği son derece açıktır…

Bütün bir kentin beton yığını haline getirilmesi yetmiyormuş gibi şimdi de sahillerimizi, denizimizi, kamusal haklarımızı daha da betonlaştırmak istemeleri kabul edilemez bir uygulamadır…

Rant sağlamanın ötesinde rant kollayan bu liman projesi ile dünyaya mal olmuş, kentin en gözde, en vazgeçilemez, en kolay erişilebilir, gece gündüz serinlenen, güneşlenen, dinlenilen, eğlenilen, dostça, kardeşçe, serbestçe bir araya gelinen, hepimize ait Konyaaltı sahil şeridini İŞGAL etmek isteyenler bilmelidir ki;

3-500 tekne bahane edilerek milyonların hakları gasp edilemez…

O nedenle Türel Yönetimi ganimet avcılığına son vermelidir…20.09.2017

28 Kasım 2016 Pazartesi

Konyaaltı Sahilinin Kullanımı Nasıl Olmalı ?

Konyaaltı’nda, deniz, sahil, güneş ile yüzme, dinlenme, güneşlenme fikrinin eylemli olarak bir araya
gelmesi çok eskilere dayanmadığını biliyoruz… 

Sosyolojik olarak deniz ve denize yakın araziden yararlanmanın verimsiz ve gereksiz olarak değerlendirilmesi, yayla kültürünün baskınlığı yakın zamana kadar denizden yararlanma fikrinin gelişmesine engel teşkil etmiş… 

1950 li yıllardan sonra kenti ziyaret eden misafirler, bürokrasinin ve ticaret dünyasının ileri gelenleri, derme çatma yapılarla, obalarla sahilden ve denizden yararlanmanın ilk kalıcı örnekleri olmuşlar…  

Turizmin, kentin gelişiminin esas dinamiklerden biri haline gelmesine paralel olarak da sahil düzenlemeleri hem yerel yönetimlerin hem de merkezi yönetimlerin vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır.

Sahil düzenlemelerinde temel ilke nedir ?

Düzenlemeye konu alan sahil şerididir. Deniz kıyısıdır. Nelerin nasıl ve hangi koşullarda yapılabileceği hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk normlarıyla belirli bir standarda kavuşmuş durumdadır.

Kısaca bu alan tamamen kamusal bir alandır. Çok çok özel nedenlerle ve uygun şartlara sahipse liman gibi istisnai bazı durumlar dışında kamuya kapatılmaması zorunludur. Diğer bir deyişle kıyı ve sahil şeritlerinden herkes eşit ve serbestçe yararlanmalıdır.

Durum bu merkezde olmasına karşın, bilinmektedir ki ülkemizin pek çok sahili kamunun serbestçe ve eşit olarak kullanılmasına kapatılmış durumdadır. Tatil köyü, çeşitli işletmeler, resmi veya gayri resmi kurum plajları gibi tesislerle sahil şeritlerinden ve denizlerden, göllerden yararlanma imkanları idarenin keyfiyetine bağlı olarak fiilen engellenmiştir. Bu durumun esas sorumluları yerel ve merkezi yönetimlerdir. Bu konuda da sicillerinin bozuk olduğunu belirtmeye herhalde gerek yoktur.

Konyaaltı sahili neden önemlidir ?

Konyaaltı sahilinin, dünyaca ünlü olmasının ve Antalya’nın simgesel bir kesiti olarak anılmasının esas nedeni; doğal yapısı ve temizliği kadar kent merkezinde herkese açık, yerlisi, misafiri ile en kolay ulaşabilen, serbestçe yararlanılabilen kamusal özelliğinin büyük oranda korunabilen nadir deniz kıyısı olarak kalmasıdır…

Konyaaltı sahillerinde hali hazır durum nedir ve ne yapılmak istenmektedir ?

Konyaaltı sahilleri boyunca geçmişten bugüne kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında inşa edilen lokantalar, büfeler, obalar, yüzme havuzu, dolgular, setteler gibi örneklerin hepsi kamusal alanların herkese açık ve herkesin serbestçe kullanım haklarını ihlal eden uygulamalar olarak tarihe geçmiştir.
Subaşı yönetimi döneminde ALKE A.Ş’ye yap-işlet-devret modeliyle Beach Park adıyla gerçekleştirilen; Konyaaltı Belediyesinin Beach Park’ tan limana kadar ihale ettiği sahil kullanımları sonuçları itibariyle bu alanları ticarileştiren, piyasalaştıran ve herkesin eşit ve serbestçe kullanım amacını ihlal eden uygulamalar olmuştur…

Bu uygulamalardan kast edilen yalnızca kıyı kenar çizgilerine aykırı yapılaşmalar, ruhsatsız yapılara işletme ruhsatı verilmesi, büfelerin cafeler haline getirilmesi, işgal edilen alanların büyütülmesi, sahilde kapatmalar vs.vs ihlallerden de öte ; masumane bir şekilde sahilden, denizden ve güneşten yararlanmak isteyen insanların artık belirli alanlara giremez, oralardan geçemez, hatta yan gözle bakamaz hale getirilmeleridir.   

Bugüne kadar gerçekleştirilen uygulamalar şunu ortaya koymuştur ki; 

Sahil parçalara bölünerek body guardlı özel hakimiyet alanları oluşturulmuştur. Boş bırakılan alanlarda ise halkın karayol dan denize doğru dikine olarak kullanabileceği koridorlar biçiminde kullanılması teşvik edilmiştir.  

Menderes Türel kıyı’cılığı

Böylesi fiili, ayrımcı, dayatmacı ve haksız durumlar dışında Menderes Türel yönetiminin gerçekleştirdiği Kadınlar Plajı uygulamasının da kıyı kullanımının kamusal niteliğine ve amacına aykırıdır… Yalnızca kadınlara yönelik bir kullanım kıyılardan herkesin eşit ve serbestçe yararlanma hakkının ihlalidir…

Aynı şekilde iptal edildiği açıklanmakla birlikte henüz kesin olarak nasıl bir düzenleme yapılacağı netlik kazanmayan Boğaçayı Projesinin de Konyaaltı sahillerini hepten yok edecek bir uygulama olarak konunun uzmanı çevrelerin tüylerini diken diken etmeye yetmektedir.   

Zira bu projenin son resimlerinde görüleceği şekilde gerçekleştirilmesi durumunda Konyaaltı sahillerinde erozyona neden olacak, sahili çakıl taşlarından mahrum ederek doğal yapısını olduğu gibi ortadan kaldıracak derecede tehlike ve risk taşımaktadır…

Bu proje ile gündeme getirilen Boğaçayı yatağı içindeki liman girişimi ve çay boyunca gerçekleştirilmesi düşünülen setteler nedeniyle deniz kıyısının beslenmesini engelleyeceği ve doğal yapısını tamamen deforme edeceği bilinmektedir.

Ayrıca mevcut limandan Boğaçayının denize döküldüğü alana kadar düşünülen liman yatırımı da hiçbir etüt, ihtiyaç tespiti, alan araştırması olmaksızın “ben yaptım oldu bitti” anlayışı ile Konyaaltı sahillerindeki yeni bir işgal yatırımı olarak, kamu yararı ilkesine aykırı yöntemlerle  dayatılmış durumdadır.

Konyaaltı sahilinde son hamle

Antalya Büyükşehir Belediyesinin, Mimarlar odası öncülüğünde, Şehir Plancıları odası, Peyzaj mimarlar odası gibi odaların içinde yer aldığı Konyaaltı sahillerine yönelik 2014 yılında gerçekleştirilen yarışma sonucunda elde edilen projeyi adeta yap boz tahtasına çevirdiği bilinmekte. Bununla da yetinmeyen Büyükşehir Belediyesi proje yarışma şartnamesinde açıklanan koşullardan tamamen farklı bir düzlem ve uygulama ile geçtiğimiz günlerde Konyaaltı sahillerini ihaleye çıkardı.  

Menderes Türel yönetiminin ilan ettiği ihale şartları kamusal alanların ticarileştirilmesinde ulaştığımız mertebeyi ortaya koyması bakımından önem taşıyor.

Meslek odalarımızın da neden olduğu fırsattan yararlanan Büyükşehir Belediyesinin, güya yarışma ile elde edilen sahil düzenleme projesini uygulamak istediği izlenimi ile hareket etmesinin hiçbir inandırıcılığının olmadığı konuyla ilgili çevrelerce biliniyor…

Kaldı ki bu yarışma ile elde edilen projeyi dilediği gibi değişikliğe uğratması, yönetim planının olmaması, tapuya işlenmemesi Menderes Türel için çok büyük bir nimet olarak kullanılmakta olduğu ihale koşullarıyla anlaşılmış olmalıdır…

Menderes Türel ile gelinen aşama, ayrımsız herkesin eşit ve serbestçe kıyılardan yararlanma ilkesinin uygulanmasında şimdiye kadar öngörülen halka koridor uygulamalarına dahi son vermeye zorlayan işletmecilik modelini önermiş olmasıdır…

Konyaaltı sahilleri 29 yıllığına ihaleye çıkarıldı. İhale bedeli 130 milyon TL den başlıyor.

Yıllık bedel 6 milyon TL. 5 yıllık peşin ödemeli. Ayrıca cirodan %1 pay alacak Büyükşehir Belediyesi. İhale edilen alan Varyanttan Sea Life otelinin karşısına kadar… Yaklaşık 3 km lik bir mesafe. Tamamı ihaleyi alan işletmecinin tasarrufu altında... Diğer bir ifade ile yılda 6.000.000 TL kira ödeyecek bir işletme bu parayı çıkarmak için bırakınız, çay, su fiyatlarını denize girişi bile turnikeli hale getirmesi kaçınılmaz görünüyor…

Ya da al takke ver külah, dostlar alış verişte görsün, devlet malı deniz yemeyen keriz düzeni bütün hızıyla devam edecek…  

Durum budur… Büyükşehir Belediyesi para kazanacağım ve kazandıracağım diye dünyanın göz bebeği ve tüm Antalyalı’ların en kolay, en çabuk, en masrafsız denizinden, güneşinden, kumsalından yararlandığı Konyaaltı sahillerini ihaleye çıkarması, kamusal alanları ticarileştirmesi, halkın öz malı olan sahillerden, denizden, güneşten yararlanmayı paralı hale getirmesi kabul edilemez bir yerel yönetim anlayışıdır. Halkına ihanetidir.

Sahil düzenlemesi nasıl olmalıdır ?

Şurası son derece açıktır ki Konyaaltı sahili boyunca denizden yararlanmayı engelleyecek ve bu alanın ticarileştirilmesine yol açacak hiçbir düzenlemeye yer verilmemelidir. Şezlong, şemsiye vs. türünden kıyı mobilyaları için kimseye sahilde alan tahsis edilmemelidir… Eğer bu mobilyalar olmalı deniliyorsa, ticari amaçlarla kiralanmamalı, herkesin ücretsiz kullanım imkanı sağlanmalıdır… Tıpkı park, bahçe, oyun sahası, spor alanlarındaki banklar, gölgelikler ve diğer aparatlar gibi ilgili belediyeler bu kıyı mobilyalarının da temininden, korunmasından ve uygun kullanımından sorumlu olmalıdır.

Ayrımcı uygulamaları destekleyen seçkinci anlayışların, paralı kullanımlarla kendilerine özel, “nezih”, “steril” alanlar yaratma niyetlerini kamusal alanlarda gerçekleştirmelerine izin verilmemelidir. Kamusal alanlarda öngörülen düzenlemeler ve etkinlikler asla dışlayıcı ve ayrıştırıcı olmamalıdır.

Çünkü kamusal alan demek öncelikle sosyalleşmenin, kaynaşmanın, dinlenmenin, kendini yenilemenin, rutinin dışında yakınlarıyla ve diğer insanlarla dolaysız bir arada olmanın, kendin gibi olmayanlarla temas kurmanın, öğrenmenin, düşünmenin, okumanın, eğlenmenin, rahatlamanın, sayılamayacak kadar çok yediden yetmişe farklı duygu ve davranışın bir araya geldiği alan demektir. .
Bunun için öncelikle temiz deniz, temiz sahil, korunan doğa, kolay ulaşım ve wc-duş-içecek su gibi en temel ihtiyaçlara güvenli bir ortamda ucuz, kolay ulaşabilme ve zahmetsiz, külfetsiz, hijyenik koşullarda yararlanma imkanlarının sağlanması yeterli olacaktır. 

Paran yoksa yoksun, paran kadar yararlan demeyen, para harcamaya özendirip yönlendirmeyen,  ayrıştırıcı, dışlayıcı olmayan, yurttaşını zenginleşme aracı olarak görmeden öncelikle ihtiyaçlar üzerinden düzenlemeleri öngören, yani toplumcu, eşitlikçi, insan merkezli kamusal alan planlamaları ve uygulamaları zor değildir.

Yeter ki bu konuda irademiz olsun. Bu irade olduğu yerde kentsel yaşama ilişkin fikri olan her bireyin ve oluşumun kendisini içinde hissedeceği, sahiplenebileceği, oy hakkı, denetleme imkanı ve karar süreçlerinde söz hakkının olduğu yönetim anlayışlarını sahil düzenlemelerinde de hayata geçirmek mümkündür…

23 Şubat 2015 Pazartesi

Sorun Yumağı Konyaaltı Sahili Proje Yarışması

2014 yaz aylarında yerel seçimin hemen ertesinde bundan böyle şezlong, şemsiye gibi kıyı
mobilyalarından halkın ücretsiz yararlanacağı müjdeli bir şekilde açıklanmıştı. Geçici olduğu baştan belli olan bu uygulama sonrasında Eylül ayında Antalya Büyükşehir Belediyesi bu kez,  “…Mimar, Plancı ve Peyzaj Mimarları’nın bilgi, deneyim, yenilikçi ve çağdaş bakış açılarına güvendiklerini, kent kimliğinin gelişmesine katkı koyması açısından Müze önünden başlayarak Varyant ve Konyaaltı plajlarından Limana kadar uzanan sahil şeridini yarışma yoluyla, uluslararası düzeyde örnek gösterilebilecek, özgün bir proje elde etmek üzere yarışma düzenlediğini” açıkladı.

Yarışmanın Koordinasyonunu Mimarlar Odası Antalya Şubesi üstlendi. 2014 aralık ayında da yarışmada birinci seçilen proje açıklandı. Sonraki günlerde çeşitli toplantılarla proje kamuoyuna tanıtıldı. Açıklandığına göre meslek odaları, STK lar ve  basın aracılığı ile on binlerce kişiye duyuru yapılmış ancak çok az sayıda insan ilgi gösterip proje hakkında öneride bulunmuş… Geçen günlerde Mimarlar Odasında Çağdaş Hukukçular Derneğinin kent ve çevre çalışma grubuna da sunum yapıldı. Bu sayede şartnameyi, projeyi inceleme ve değerlendirme imkanımız oldu.

 
Yarışmada birinci ilan edilen projenin açıklama metninin amaç ve hedefler başlığı altında, kent kimliğini güçlendirmek, kıyı kullanımlarını zenginleştirmek; her türden kullanıcı için erişebilir ve algılanabilir kılmak,  yayalaştırmayı özendirmek; ulaşım ve erişim olanaklarını güçlendirmek; kente yeni odak alanları yaratmak,  yakın çevresindeki yaşam alanları ile bütünleşmesini sağlamak üzere tasarım yaklaşımları ifade edilmiş. Bu amaçla müdahale alanları ve izlenecek yollar açıklanmış ve alan yönetimi hakkında önerilerde bulunulmuş.
 
SORUNLAR, SORUNLAR, SORUNLAR…
 
Öncelikle belirtmeliyim ki; hem şartname hükümleri bakımından, hem de yarışma sonucunda elde edilen projenin uygulanabilirliği konularında sorunlu fiili ve hukuki konular var.  
 
* Projeyi bize tanıtan proje müellifi Mimar Şemsettin Tugay, projelerinin yaklaşık 1.500.000 m2 lik alanı içine aldığını belirtti. Ancak Şartnamede sınırları belirtilen yarışma alanı yaklaşık 420.000 m2 olarak açıklanmış…
 
* Proje müellifi projemizde asla değişikliğe izin vermeyiz açıklamasında bulundu.  Şartname ve sözleşme taslağı bunun tersini söylüyor. “… Ödüle layık görülen projenin fikir projesi olması nedeniyle jüri, kent halkı, meslek ve sivil toplum örgütleri ve Belediye önerilerinin göz önüne alınmasıyla kesinleşecek avan proje ve bu proje çerçevesinde Belediye tarafından müelliften istenecek yapılara ait projelerin düzenleneceği açıklanıyor. Diğer bir deyişle, projenin son sözünü ve şeklini Büyük Şehir Belediyesi verecek.
 
* Proje müellifi, “Dumlupınar Bulvarı ve Beach parkın tapu kayıtları elimde, Büyükşehir ve Defterdarlık dışında kimse bu alanda tasarruf sahibi değil derken, Mimarlar odası başkanı da “biz Maliye ile görüştük, sorun çıkarmayacaklar açıklaması yaptı. Ancak aynı alanda Karayolları Genel Müdürlüğü, Vakıflar, Meltem davası hak sahiplerinin ve ihdas yoluyla ilçe belediyelere geçecek mülkiyet haklarının varlığı bilinen bir gerçeklik.
 
* Sahil şeridi boyunca yer alan ve Beach Parkta devam eden karayolunun öngörülen plan değişikliği sonucunda Konyaaltı Belediyesi ve Muratpaşa Belediyesi de alanda söz sahibi olacaklar. Üstelik düzenleme alanı ile iç içe olduklarına göre yarışmada neden taraf olarak yer almaları istenmediği ?  soruldu. Verilen cevapta, Büyükşehir Belediyesi, karayollarının mülkiyetini Karayolları Genel Müdürlüğünden devir alacağı için buna gerek görülmediği belirtildi. 
 
Oysa, yoldan ihdas ile oluşan mülkiyetin ilçe belediyesine geçişi söz konusu olduğundan müellifin ve mimar odası başkanının belirttiği gibi Karayollarının Büyükşehir’e mülkiyetinin devri konusu tartışmalı ve ifade ettikleri gibi gerçekleşebilir bir yöntem olarak görülmemektedir.
 
Kaldı ki Karayollarının tamamen kamulaştırılmış bir alan olup olmadığı da açıklanmadığı için bilinmemektedir.
 
Bu koşullarda düşünülen yöntemin gerçekleşebilir olması bir tarafa, hülle yoluyla ilçe belediyelerini by-pass etmek niyeti ile hareket edildiği tartışmadan uzak bir konudur.
 
Bu “hülle” gerçekleşir mi bilinmez. Ama  Meslek Odalarının bu koşullarda ve bu denli sorunlu alanlarda düzenlenen yarışmanın öznesi olmaması beklenirdi. Belediyeler arasındaki çekişmeler arasında sıkışıp  kalmaması, özellikle planlama anlayışı, ve yarışma koşulları bakımından kendilerini de içine alan tartışmalı bir ortama neden olmamalıydılar. 
Ne yazık ki sorunlu konular buraya kadar anlatılanlarla da sınırlı değil…

 
* Beach Park alanı 1982 yılından itibaren Turizm Alanıdır ve planlama yetkisi Turizm Bakanlığındadır, bu yetki devri alınıp, alınmadığı şartnameden ve tarafların açıklamalarından anlaşılamamaktadır… 
 
* Bilindiği gibi her kış mevsiminde dalga boyları karayollarına taşmaktadır. Boğaçayı köprüsü, yollar, kaldırımlar, setler, parmaklıklar zarar görmektedir. Bu duruma karşın mevcut kıyı kenar çizgisi revize edilmeden neden düzenleme yapılmasına ön ayak olunmuştur? sorusuna verilen cevap bu alanlarda yapılaşmaya gidilmeyecek şeklindedir.

Oysa yapılaşma yalnızca bina değildir. Projeye göre; soyunma kabinleri, duş, wc, 24 adet büfe, depo yapıları ile kıyı mobilyalarının da yer aldığı açık alan düzenlemeleri bu haliyle risk altında olacaktır.     
 

* Proje müellifi, sahil şeridi ile bağlantı yolları bakımından Ulaşım Ana Planında değişiklik önerdiği için ilgililer tarafından görüşmeye çağrıldığını açıklamıştır. Ancak ulaşım ana planında değişiklik önerisinin hangi uzmanlık çalışmasına dayalı olduğu açıklanmadığı için anlaşılamamıştır. Bu konudaki yaklaşımların “gerçeğe uygunluğu” ilgili kurumlarca kamuoyuna açıklanmalıdır…
 

* Yine proje müellifi, otoparkların nereye yapılacağının tam olarak belli olmadığı, sadece Dumlupınar bulvarında yeraltı otoparkının belli olduğu, gerekirse deniz seviyesinin de altında otopark yapabileceğini açıklamıştır.

Otopark alanlarının belirsizliğinin nasıl çözüleceği ve deniz seviyesinin altında düşünülen otoparkların yapımı ile doğacak ciddi ek maliyetlerin de kamuoyuna açıklanmasında yarar vardır. Kamusal kaynaklarımızın nasıl harcandığını kamuoyunun bilmesi gerekmektedir.
 

* Beach parktan limana kadar uzanan sahil şeridi boyunca karayolları ile bitişik imar adalarında önerilen düzenlemeler için yöneltilen sorulara yapılan açıklamalardan anlaşıldı ki bu alan tamamen hayal ürünü olarak resmedilmiştir.  Diğer bir deyişle yeniden planlama yapılması gerektiği, bu alanlarda gerçekleşecek yeni yapılaşmalar için proje önerdiklerini, mevcut yapıların da önlerindeki duvarlarını yıkmaları gerektiğini, bu şekilde projenin  “öngörücü nitelikte bütünleştirici kentsel tasarım stratejisini” tamamlayacağı belirtilmektedir.

Bu durum da göstermekte ki, bu amaçla yapılacak düzenlemeler için de Konyaaltı Belediyesi işin içinde olmalıdır. Çünkü plan değişikliği ve uygulamaları bakımından ilçe belediye meclisinin kararına ihtiyaç bulunmaktadır.
 

Konyaaltı Belediyesi ilgilileri ise bu konuda suskun kalmaktadır. Kendi sınırları içinde bulunan hak sahiplerine ilişkin önerilen düzenlemeler hakkında ne düşündüklerini kamuoyunun bilgilenme hakkı bulunmaktadır.   
 

YARIŞMA YETERLİ OLMAMIŞTIR…
 

İşin esası bakımından fikir olarak bu alanın yarışma ile elde edilmesi etkinliğine eleştirilecek bir yan olmamalıdır… Ama bu etkinliğe temas ettiğinizde ortaya ciddi soru işaretleri çıkmaktadır. Mülkiyet uyuşmazlıkları, gerçekleşmesi gereken plan değişiklikleri, revize edilmesi gereken düzenlemeler, ilçe belediyelerle ilişkiler konuları kamuoyunda aydınlatılması gerekmektedir. Hiçbir bahane ile bu konuların üzeri örtülmemeli ve hiçbir kurum veya kişi aracılığı ile sorunlar perdelenmeye çalışılmamalıdır.
 

Tüm muhatapların dışlanmadığı ve ilkesel olarak göz önüne alınması gereken konuların arka plana itilmediği bir çalışma veya yarışma sanırım çok daha kucaklayıcı ve çok daha geniş bir kesimin projeyi sahiplenmesini sağlayacaktır.  Proje müellifinin, Konyaaltı Belediyesi ve Muratpaşa Belediyesine projesinin tanıtımı için mesaj gönderdiğini ama dönüş olmadığı açıklaması bu eksikliği gidermemektedir. Zira muhataplık işin başında, örneğin danışma kurulu oluşturulurken, şartname koşulları hazırlanmadan önce düşünülmesi gereken bir konudur…
 

Parça parça uygulamaya geçeceği ve öncelikleri Büyükşehir belediyesinin belirleyeceği anlaşılan  bu  proje kamusal bir alanla ilgilidir. Fazlasıyla belirsizliği ve eksikliği olan projenin bu haliyle yarışma ile elde edilmiş olması sonucu değiştirmemektedir. Yarışmanın yeterince hazırlanmadan ve detayları değerlendirilmeden aceleye getirildiğini tespit etmek sanırım abartı olmayacaktır.
 

ESAS AMAÇ NEDİR ?
 

Göz alıcı resimlerdeki notlardan anlaşıldığı kadarıyla düşünülmemiş aktivasyon ve canlandırma yok gibidir ama proje açıklama metnindeki alan yönetimi önerileri “paran yeterli değilse bu bölgeden uzakta kal” mesajı vermektedir.
 

Kıyılardan ayrımsız herkesin yararlanması, bunu engelleyici hiç bir düzenlemeye yer verilmemesi gerektiği ilkesini görmezden gelen bu proje açıklama metninde, belirli alanlara yerleştirilecek şezlong, şemsiye vs. mobilyaların kiralanması ve işletmecilik işinin büfeler eliyle yürütülmesi önerilmektedir.

Bu demektir ki, büfeler kısa bir süre sonra kapladıkları alanlarını genişleterek cafeler haline gelecek ve sahillerimizde yine bodyguardlarımız boy göstermeye devam edeceklerdir.
 

Projede önce yer alan daha sonra eleştiriler üzerine kaldırıldığı belirtilen çekeklerin nasıl ki sahilin en gözde köşelerinden olan varyantın hemen dibindeki sahil kullanım alanını engellediği kabul edildiği belirtiyorlarsa, sahil boyunca da herhangi bir işletmecilikten ve bu alanın ticarileştirmesi fikrinden de vazgeçilmelidir…
 

Sahillerin kullanımına yönelik düzenleme amacı herkes için eşit ve serbestçe denizden, kıyısından, güneşten yararlanması, dinlenmesi, eğlenmesi ve hoşça vakit geçirmelerinin sağlanmasıdır. O nedenle Konyaaltı sahili boyunca bu amacı ortadan kaldıracak, engelleyecek ve bu alanın ticarileştirilmesine yol açacak hiçbir düzenlemeye yer verilmemelidir. Şezlong, şemsiye vs. türünden kıyı mobilyaları için kimseye sahilde alan tahsis edilmemelidir… Eğer bu mobilyalar olmalı deniliyorsa, ticari amaçlarla kiralanmamalı, herkesin ücretsiz kullanım imkanı sağlanmalıdır… Tıpkı park, bahçe, oyun sahası, spor alanlarındaki banklar, gölgelikler ve diğer aparatlar gibi ilgili belediyeler bu kıyı mobilyalarının da temininden, korunmasından ve uygun kullanımından sorumlu olmalıdır.
 

Ayrımcı uygulamaları destekleyen seçkinci anlayışların, paralı kullanımlarla kendilerine özel, “nezih”, “steril” alanlar yaratma niyetlerini kamusal alanlarda gerçekleştirmelerine izin verilmemelidir. Kamusal alanlarda öngörülen düzenlemeler ve etkinlikler asla dışlayıcı ve ayrıştırıcı olmamalıdır.
 

YENİ BİR ÖNERİ …
 

Üzerinde durulması gereken bir başka önemli konu dolmuş parasını dahi düşünerek yaşayan geniş halk kitlesinin sahil bandına en dolaysız ulaşımı ve buradan yararlanması konusunda kayda değer bir öneri geliştirilememiş olmasıdır…
 

Örneğin okulların kapalı olduğu yaz aylarında kentin kenarlarına uzanan  mahallelerden başlayarak belirli aralıklarla ücretsiz seferler düzenlenmesi belediyeler için çok mu külfetli olur ?
 

Her ramazan ayında ücretsiz iftar sofraları kuran belediyelerimiz, halkımızı deniz ile ve 72  milletten insanla buluştursa, sosyal ve kültürel kaynaşmayı bir de bu yönden denese, özellikle yetişecek yeni nesillerin daha çok insanla, daha farklı davranış kalıplarıyla teması bu yolla da sağlansa, diyalog, hoşgörü, kimseyi rahatsız etmeden bir arada yaşama kültürüne katkıda bulunsa, belediyecilik anlayışlarına çok mu ters düşer ?   

Meslek edindirme kursları yanına belediyelerimizin bu alana da kaynak aktararak çeşitli etkinlikler düzenlemesi toplumsal gelişmemize ciddi katkıda bulunacaktır. 
 

Zira bu alanlar öncelikle sosyalleşmenin, kaynaşmanın, dinlenmenin, kendini yenilemenin, rutinin dışında yakınlarıyla ve diğer insanlarla dolaysız bir arada olmanın, kendin gibi olmayanlarla temas kurmanın, öğrenmenin, düşünmenin, okumanın, eğlenmenin, rahatlamanın, sayılamayacak kadar çok yediden yetmişe farklı duygu ve davranışın bir araya geldiği alanlardır.
Bunun için öncelikle temiz deniz, temiz sahil, kolay ulaşım ve wc-duş-içecek su gibi en temel ihtiyaçlara güvenlik içinde kolay ulaşabilme ve zahmetsiz, külfetsiz, hijyenik koşullarda yararlanma imkanlarının sağlanması yeterli olacaktır. 
 

SON SÖZ
 

Paran kadar yararlan demeyen, para harcamaya özendirip yönlendirmeyen,  ayrıştırıcı, dışlayıcı olmayan, yurttaşını zenginleşme aracı olarak görmeden öncelikle ihtiyaçlar üzerinden düzenlemeleri öngören, yani toplumcu, yani eşitlikçi, insan merkezli kamusal alan planlamaları ve uygulamaları zor değildir.

Yeter ki bu konuda irademiz olsun. Olsun ki “fikrimizi”, “projelerimizi” bu irade için geliştirelim.

Ne yazık ki Konyaaltı sahilleri için düzenlenen proje yarışmasından ve bu yarışmadan elde edilen fikir projesinden böyle bir “irade ve niyet” göremiyoruz.

Belli ki kural tanımaz neo-liberal rüzgarın derinleştirdiği eşitsiz yaşam koşulları ve bu koşulların mağdurlarına, kamusal alanlarda da yeterince hayat hakkı tanınmak istenmiyor…    23.02.2015
-
Bültenimize Katılın