24 Kasım 2017 Cuma

SENİ SENDEN ALAN... SENİ SENSİZ BIRAKAN PROJELER

Yazının başlığı ne taraftan baktığınıza göre anlam kaymasına neden olabilir…


Sermaye dünyasını ve çıkar gruplarını gözeten bir yerel yöneticiyseniz kolaylıkla yoldan çıkmanıza neden olan kamusal alanların ve ortak alanların; kentlerde yaşayan sıradan insanlardan biri olarak baktığınızda buraların hava, su, güneş kadar değerli olduklarını görürsünüz…  


Kent planında yer alan sıradan bir parkın bile ticarileştirilmesi, özel beklentilere tahsis edilmesi, tek tek bütün kent sakinlerinin nefes borularına çimento dökülmesinden bir farkı bulunmamaktadır. 

O nedenle yerel yöneticilerin bize ait olanı bizden alan, bizi birbirimizden koparan,  hepimizin ortak amaçlarına tahsis edilmiş, korunması gereken toplumsal, doğal, yaşamsal özelliklere sahip değerlerimizi çıkar çevrelerinin beklentilerine göre düzenleyen her adımı, her projesi kente ihanettir.

Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi yetkilileri Konyaaltı sahil projesi ve Boğaçayı Projesi hakkında meslek odalarına açıklamalarda bulundular…

Her iki projenin teknik ekipleri farklıydı ama Konyaaltı ilçesinin iki yakasını bir araya getirileceği  iddiasıyla tanıtımlar yapıldı…

Bilindiği gibi Konyaaltı sahil projesi 3 yıldır gündemde… Boğaçayı projesi ise son 3 yerel yönetim seçiminin malzemesi olarak kullanılmaya devam ediliyor…  

Konyaaltı sahil projesinde bir kısım meslek odaları üzerinden;  Boğaçayı projesinde ise ithal akademisyenler üzerinden puan toplanmaya çalışılan ama her durumda bildiğini okuyan, bu nedenle her iki projeyi de yazboz tahtasına dönüştüren bir yerel yönetim anlayışı ile karşı karşıya olduğumuz hepimizin malumu…   

Bir başka ortak özellik her iki projede de sahil işgali var… Her ikisi de kamusal alanları ticarileştiriyor.

Bu projelerle kamusal çıkardan çok elde edilecek rant gözetiliyor… 1990 modeli yerine 2020 modeli satalım derken ekonomik ömrünü tamamlamamış mevcut yapılar, 3 yıl boyunca atıl durumda bırakılan üst ve alt yapı değerleri bir çırpıda gözden çıkarabiliyor… Bu tüccar kafa kamusal kaynaklarımızı, en çabuk ulaşılabilir, en yaygın kullanılan sahil şeridimizi sermaye dünyasının beklentileri uğruna har vurup harman gibi savurabiliyor. Planlama ilkelerine aykırı olarak yeni yapılaşma alanları oluşturuyor… Boğaçayı projesi ile kentin simgesi olan, dünyanın nadir güzelliklerinden birine sahip olan Konyaaltı sahilinin doğal yapısına müdahalede bulunuyor ve kıyı erozyonuna neden olacak adımlar atılıyor…
 
Bütün bunlar alt belediyeler by pass edilerek yapılıyor…Belli ki pasta çok değerli rant kardeşliğine bile tahammül edilemiyor… Rantı kollamak, kendi aralarında rant paslaşması ile sonuca gitmek isteniyor…

Oysa Konyaaltı sahil projesi meslek odaları katılımlı ve Mimarlar Odası koordinasyonunda, jürili bir yarışma sonucu elde edilmiş, seçilen proje renk renk resimlerle kamuoyuna ilan edilmişti… Şu anda ödül alan bu projenin adı var,  kendisi yok desek yeridir… Zira eski Beach Park alanında detayları kamuoyuna açıklanmayan imalatların başlatıldığı açıklandı.
 
Boğaçayı Projesi için çizilen resimler ise rekor sayıya ulaşmış olsa gerek… Dere yatağına yapılmak istenen, mavinin en güzel tonlarında süzülen en modern tekneler, boy boy, çeşit çeşit marinalı resimlerden eser kalmadı… Ama bu resimleri servis eden yerel yöneticiler,  yarım ağız da olsa özür dilemek yerine, inanılması zor bir pişkinlik içinde nasıl da demokrat ve katılımcı bir yaklaşımla bu hayallerinden vazgeçtiklerini açıklamakta sakınca görmüyorlar.
Oysa Boğaçayı projesinde zuhur eden ithal akademisyenler ve global şirketlerle yürütülen yerel/ulusal/uluslararası kampanyalarda boğa gibi akan çayı nasıl ıslah ederek dere yatağının içinde km lerce  denizi dolduracaklarını,  40 km daha sahil kazandıracaklarını, dere yatağını binlerce teknenin konaklayacağı marinalarla donatacaklarını anlata anlata bitiremiyorlardı.

Bilgiye ulaşma ve söz söyleme kanallarının her daim müdahale altında tutulması sayesinde, yüz kızarma duygusunu çoktan yitiren yöneticiler ve etrafındaki teknik heyet artık kendilerine neden teşekkür edilmediğinin hesabını sorma seanslarına başladı.
    
Düşünebiliyor musunuz ? Yaz boz tahtasına dönmüş Konyaaltı sahili projesinin 1. Dereceden sorumlu yarışma düzenleyicisi, 3 yıl sonra, danışmanlığını üstlenerek işlerini yürütmekte olduğu Büyükşehir Belediyesi ANTEPE inşaat firması adına konuşma yapıyor ve bu projeye kefil olduğunu söyleyebiliyor…    

Boğaçayı rüyasının sahibi ise rüyasından uyandığında dere yatağında marina fikrinin buhar olduğunu görüyor ama adeta bir çocuk gibi madem dere yatağına marina ve 40 km sahil yapamıyorum o zaman havuz gibi, DSİ’nin sorumluluğunda olan dere yatağına denizi taşıtacağım diye tutturuyor…  Bu da yetmiyor sahilin 1/7 sini işgal ederek DLH’ne Büyük Limana bitişik yeni bir Liman daha yaptıracağını açıklıyor… Plansız, alt yapısız yeni açılacak yapılaşma alanları da Boğaçayı projesinin bonusları olsun isteniyor…  

Havuz problemine dönüşen Boğaçayı projesi…

İhtiyaç, maliyet, eko sistem, su kaynakları, erozyon, doğal yapı gibi bütün eleştirileri “tatlı su ve deniz suyu kamasına” takarak, bütün bir kentle, kentin bütün uzmanlık kuruluşlarıyla, kentin akademisyenleriyle açıkça dalga geçiliyor… Referans ise dere yatağına marina yapılacağı ilan edilen merasimlerde boy göstermekten çekinmeyen ithal akademisyenler… Onlar sayesinde bütün musibetler, her türlü risk, carcur edilecek kamusal kaynaklar sihirli bir değnek gibi ortadan kalkacak…     

Geldiğimiz bu durumu vahim olarak nitelemek, sanıyorum haksızlık olur… Madem otorite böyle buyurmakta, o zaman yapacak bir şey yok diyen bakışların varlığı bile beyinlerin dumura uğradığını, kente ihanetin en çıplak haliyle zuhur ettiğini kabul etmemiz gerekiyor…
   
Denilebilir ki ülke tek adamla yönetiliyor. Tek bir “imasının” yeterli olduğu bir tek adama bağlı ama kente karşı sorumsuz yöneticilerle geleceğimiz yerin şimdikinden farklı olması beklenemezdi.  Kent dinamiklerini kaale almadan Bakanlar Kurulundan geçirilen Boğaçayı projesi; kamalar, havuzlar derken kendini en çevreci proje ilan edip, teşekkür bekleyebilecek kadar ileri gidilebiliyorsa, bu kendi çalıp kendisinin oynama yönteminin nelere kadir olduğunu ortaya koymaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Unutulmadan belirtilmeli ki DSİ’nde görevli iken Boğaçayı taşkın önleme çalışmalarını yürüten, iltimas geçmediği için sürgün edilen  İnş.Müh.A.Necati Ateş’in geçtiğimiz aylarda hazırladığı ve Kent Konseyine sunduğu BOĞAÇAY TAŞKIN KORUMA PLANLAMA RAPORU da ortaya koymaktadır ki 4300 debiyi esas alan taşkın önleme uygulamaları çevreci olmasından ziyade fantezi yanı ağır basmaktadır.

Aynı şekilde Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Doç Dr. Nihat Dipova’nın çalışmaları da bu proje ile ilgili muhtemel riskleri ve neden olacağı doğa tahribatlarını ortaya koymuştur…

Jeoloji Mühendisleri odası başkanı Ali Keleş’in “…yapmayın etmeyin, yer altı kaynak sularını kurutmayın, doğal yapıyı bozarak sahil boyunca erozyona neden olacaksınız, su kalitesini bozacak, denizi de kirleteceksiniz eleştirileri olabilecek en gayriciddi açıklamalarla geçiştirilmek isteniyor…

Neyse ki meslek odaları eşgüdüm kurulu yani kentin hemen hemen bütün meslek odaları Boğaçayında boğulan bir yerel yönetim anlayışını nihayet deşifre ederek ortak bir basın toplantısı ile Boğaçayı Projesi rüyasından uyanılması gerektiğini ifade ettiler.

Dere yatağını 1.5 metre kazıp, 750 metre denizi içeriye taşımanın yanlışlıklarını, risklerini sıraladılar. Büyük Limana bitişik yeni bir liman yapılmasından vazgeçilmesi gerektiğini dile getirdiler.   

Biraz zahmetli ve biraz zaman alacak ama hiç kuşku duyulmasın ki bu global zamanların Sülün Osman türevleri, yerel yöneticilik adı altında iki yakayı birleştireceğim derken mutlaka yakayı ele verecekler…

Katar emirleri, MIMIP emlak fuarları, Amerika menşeili ulusüstü sermaye şirketleri, ithal akademisyenleri ile kol kola dillendirilen istihdam yaratma öyküleri, resimli rüya serileri, Antalya sevdalı nağmeleri belki emlak spekülatörlerine, kamusal kaynaklarla beslenen çıkar çevrelerine, seçmen tabanına fazlasıyla hoş gelebilir ama kent dinamikleri tavrını belirlemiş durumdadır; sel gider kum kalır, kimse zoruna güvenmesin, zorla güzellik olmayacak.  

16 Kasım 2017 Perşembe

BÜTÜN UMUT EMEĞİNİN DEĞERİNE, HAKKINA SAHİP ÇIKABİLENDE

Pek çok Baro, dolaylı veya dolaysız, savunma dokunulmazlığına sahip çıktı…


Av.Selçuk Kozağaçlı’ nın gözaltı ile sorgulama sürecine ve tutuklama gerekçelerine itiraz etti…


Gerçi çağdaş hukukçuların meseleyi hissedilir ve anlaşılır kılma çabaları, savunma hakkının korunması hassasiyetine sağladığı önemli katkı da takdire şayandı…
 
Ama yine de bazı taşlar yerinden oynamadı… Ağırlığını korudu… Uluslararası hukuk örgütleri dahi ses verdi, Türkiye Barolar Birliği ses vermedi….
 
Oysa sorun şu veya bu avukat, onun siyasi görüşü olmadığı besbelliydi. Suçlamaları destekleyen delillerin göstermelik olduğu da ayan beyan ortadaydı.
 
Savunma hakkının esamesi bile dikkate alınmazken böyle bir temsiliyetin neyin peşinde olunduğu tartışılması bu nedenlerle kaçınılmaz görünüyor...
 
Zira bu durum ister istemez, yerinden oynamayan taşların siyasi otorite ile buluşma noktalarını da akla getiriyor. O nedenle de tartışma bütün bir toplumu doğrudan ilgilendirdiği için her alanda ele alınmayı hak ediyor.
 
Yaz boz kurallar… kollamalar kayırmalar… fetvalar… ahkamlar…delilsiz, ispatsız işinden gücünden etmeler, süründürme operasyonları ve bir kısır döngü haline getirilen gözaltılar, tutuklamalar ile bütün bir toplumun onuru ve geleceği üzerine kurulmak istenen bir tezgah ile karşı karşıya bırakıldığımızı görmemek insanın doğasına aykırı bir durum olsa gerek…
 

Siyasi iradenin arkasında hizaya girenler de dahil olmak üzere yasama ve yürütme ile birlikte yargısal faaliyetlerin de kötüye kullanıldığı konusunda kimsenin tereddüdü bulunmadığı zamanları yaşamaktayız…
 
Sahip çıkılması gereken savunma dokunulmazlıklarının, hukuksal güvencelerin kendi mahallesinden olmayanlar için kolaylıkla bir kenara bırakılabilme kapasitesini aşamamış olmak, temsiliyet makamında olanlar için elbette önemli bir sorundur.
 
Ancak bununla yetinmeyip, meslektaşı için hazırlanan mizansende yer alan alakasız delilleri destekler nitelikte açıklamalar yaparak, yargısız infaza imkan sağlamak, savunulabilir bir meslek etiği, kabul edilebilir bir temsiliyet olamaz…
 
Hepimizin hayatına hükmederek sürdürülmek istenen iktidar oyunları, kapısı açık bırakılan hemen hemen bütün resmi veya gayri resmi kurumların meşruiyetini, bağımsızlığını, güvenilirliğini alıp götürdü. Kamu otoritesinden bağımsız olmak zorunluluğu bulunan meslek örgütü temsilcilerinin mesleki ilkelerine aykırı yakışıksız ve teslimiyetçi söz ve davranışları ise bu gelişmeleri olağanlaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
 
Etrafımız bu denli mağduriyetlerle, hak ve özgürlük gaspları ile çevrilmişken, önü alınamaz keyfiyetler sonucunda her an herkesin başına ne gelebileceği tedirginlikleri bütün bir toplumu sarmışken, bu dalgaların nimetlerinden yararlanmaya, elindekinden olmadan, daha da fazlasına sahip olmaya kendilerini kaptıranlar toplum vicdanlarında çoktan mahkum oldular…
 
Şurası açık ki bu ülkenin okumuşlarının büyük çoğunluğu ile köşe başlarını tutmuşları her kriz döneminde daha da köşeleşiyorlar. Kraldan çok kralcı olmayı vazife ediniyorlar… Derinden gelen dalgaların üstünde kalmak adına mesleki ilkelerini çiğnemekten çekinmiyorlar… Masumiyet kuralını hiç duymamış gibi davranabiliyorlar.
 
Hiç merak etmesinler. Herkes birbirini tanıyor. Barış, adalet ve özgürlük denilince “… mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’unun sözde aydınlarının kalıntıları” yakıştırmasında bulunabilecek kadar kendini kaybeden temsiliyet zavallılığı er ya da geç ama mutlaka tedavülden kalkacaktır…
 
Akademisyen, gazeteci, mühendis, avukat, öğretmen, işçi… meslek odası veya sendika… hangi meslekten olursa olsun, bütün bu olumsuz pratiklerden sonra, siyasi iradeden bağımsız, ayrım yapmaksızın meslek etiğine ve haklarına sahip çıkacak örgütlülük ve mücadele ile dayanışma içinde toplumsal olandan yana, keyfiyetten uzak siyaseti mümkün kılacaktır. 
Bütün umut emeğinin değerine, hakkına sahip çıkabilende…

2 Kasım 2017 Perşembe

KONYAALTI SAHİLİNDE BİTMEYEN SENFONİ

Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi, yarışma sonucu elde edilen Konyaaltı sahil düzenleme projesinin 2 etap halinde tamamlanacağını duyurdu.


Daha önce üç kez ihaleye çıkarılan projeye yatırımcı çıkmadığı belirtilen açıklamada, önümüzdeki yaza yetiştirmek üzere çalışmaların Büyükşehir Belediyesine bağlı ANTEPE şirketi tarafından gerçekleştirileceği belirtildi.

1.etap “Varyant çıkışından Hill Side Su Otele kadar olan proje maliyeti 52 milyon TL,

2.etap Mini City den Boğaçayı’na kadar olan çalışmalar da bir ay içinde başlanacağı duyuruldu ancak maliyeti açıklanmadı.

1.etap için Beach Park içerisindeki yapıların yıkıldığı, zeminde yer alan parke taşı ve betonarmelerin söküldüğü, altyapının da bir buçuk ayda tamamlanacağı planlanıyor.

Bu bölüm içinde Atatürk Parkı’ndan Beach Park’a iniş için iki adet asansör, ticari üniteler, oyun alanları, spor alanları, kafeteryalar, güneşlenme terasları yer alacak. Koruluk alan içinde yeni yürüyüş ve bisiklet yolları yapılacak. Alanda bulunan amfi tiyatro aynı şekilde korunarak, kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Bölge araç trafiğine kapatılacak.

2.Etap Mini City’nin oradan Boğaçayı’na kadar olan çalışmalar da Konyaaltı sahili karayolu transit trafikten arındırılıp, tek şeritli, servis amaçlı kontrollü bir trafik olacak

Büyükşehir Belediyesinin kendi imkanları ile gerçekleştireceği açıklanan bu projenin Varyanttan Büyük Liman’a uzandığı, sosyal alanlar, meydan, kültür merkezleriyle yeşil alanların denize kadar kesintisiz ulaşacağı, önünde hiçbir engel ve duvar olmayacak şekilde vatandaşın sahilden yararlanabileceği şekilde düzenleneceği Boğaçayı projesi ile bütünlük içinde tamamlanacağı açıklandı….

Konyaaltı sahil projesinin öyküsü hatırlanacağı üzere Büyükşehir Belediyesinin 2014 yılında Mimarlar Odasının koordinasyonunda diğer meslek odalarının da katılımıyla gerçekleştirilen bir yarışma ile başlamıştı.

Böylece bu projede Belediyenin keyfi ve kamu yararına aykırı uygulamalarına meslek odalarını da ortak ettiği proje yarışmalarından biri olarak kayda geçmişti…

Nitekim Büyükşehir Belediyesinin yarışma sonucu elde edilen proje üzerinde istediği değişikliği yapma yetkisinin olması, projenin yönetim planının tapuya işlenmemiş olması, mülkiyet ihtilafları çözülmeden yarışma düzenlenmiş olmasının esas zararlarını kentte yaşayanlar çekmeye devam etmektedir.

O nedenle açıklanmaya muhtaç bazı konuların cevaplanmasını istemekte yarar bulunmaktadır…

**Öncelikle yarışma ile elde edilen proje ile şu anda uygulanmak istenen proje arasındaki farklar ve gerekçeleri açıklanmalıdır…

**Beach parkta yıkıldığı açıklanan yapıların, zemin taşların ve alt yapının ekonomik ömrü tamamlandığı için mi ortadan kaldırılmıştır ?

**Minicity yatırımı için Büyükşehir Belediyesi şimdiye kadar ne kadar masraf yapmıştır ? Bu alan neden ortadan kaldırılmaktadır ?

**Kapanan karayolunun ihdası hangi yasal düzenlemeye dayalı olarak Büyükşehir Belediyesi adına tescil edilmiştir. ?

**Yarışma Projesinin yönetim planı var mıdır ? Konyaaltı sahil şeridinin kullanımına ilişkin tapuya işlenmiş Belediye Meclisince kabul edilmiş bir yönetim planı var mıdır ? Yoksa Büyükşehir Belediyesi yatırımı tamamladıktan sonra işletmecilik kriterleri neler olacaktır ?

**Halen faal olan ve Büyük Limana kadar gerçekleştirilen imalatların bu projedeki akibeti ne olacaktır ?

Bilindiği gibi Büyükşehir Belediyesi Konyaaltı sahillerini 29 yıllığına 130 milyon TL den başlamak üzere ihaleye çıkarmıştı ve bu ihalelere katılan olmamıştı.

Bu koşullarda bu alanı işletecek firmanın bu parayı çıkarması için denize girişin bile turnikeli hale getirmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilerek eleştirmiştik.

Oysa tartışılmaya gerek bile olmayacak kadar açık ki kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilmelidir. Kıyılar, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, bu durumu engelleyici hiçbir uygulama söz konusu edilmemelidir. Tapusunda yönetim planı kaydı olmayan işletmecilik anlayışı olsa olsa sahil şeridinin menfaat çevrelerine peşkeş çekmenin bir başka yöntemi olacaktır.

Büyükşehir Belediyesi para kazanacağım diyerek 130 Milyondan az olmamak üzere ihaleye çıkardığı sahil şeridini şimdi kendisi yaptığına göre aradaki farkı tamamen tüccar zihniyeti içinde belirlediği de anlaşılmış olmalıdır.

Kaldı ki tamamı kamusal alan olan Varyanttan itibaren Büyük Limana kadar uzanan proje alanında ancak parası olanların yararlanabileceği yatırımların varlığı, buraların kamusal niteliğini ortadan kaldırmaması mümkün değildir.

Bu alan ne belediyelerin, ne de ticaret erbabının zenginleşme alanı olarak görülmemelidir.
Aksine dünyanın göz bebeği ve tüm Antalyalı’ların en kolay, en çabuk, en masrafsız denizinden, güneşinden, kumsalından yararlandığı bir sahil şeridi olarak, bu özelliklerinin geliştirilmesinden başka bir önceliği olmamalıdır...

Bu alanda esas olarak ihtiyaç duyulan konu, temiz deniz, temiz sahil, temel ihtiyaçların karşılanacağı, duş, wc, kabin, gölgelik, şezlong gibi aparatların tıpkı park ve bahçelerde kullanılabildiği gibi ücretsiz karşılanması ve güvenliğinin sağlanmasıdır…

Yerel yöneticiler herkesin serbestçe ve eşit koşullarda yararlanması için sahile nasıl daha kolay ulaşılabilir, nasıl daha güvenli ve sağlıklı koşullarda yararlanılabilir üzerine imkan sağlaması gerekirken sahillerimizin tamamen ticarileştirilmesi, zenginleşme aracı olarak değerlendirilmek istemesi, esas olarak parası olanlara hitap eden yatırımlara öncülük etmesi en hafif deyimiyle kente karşı işlenen bir suçtur. Kentlilerin güvenini kötüye kullanmaktır...

Konyaaltı projesi ile birleştirileceği ilan edilen ve yıllarca hayal satmanın bir aracı haline getirilen Boğaçayı projesinin de farklı kamu kuruluşlarının yetki alanında olmasına karşın kendine pay çıkarma ve nemalanma açıkgözlülüğü içinde yürütülen bir proje olduğu artık iyice anlaşılmıştır.

Dere yatağının ıslahı ve korunmasından sorumlu olan DSİ nin her çalışmasında Boğaçayı projesinin start aldığı açıklamaları yapan Menderes Türel’in 1.5 metre kazı sonrası denizin 750 metre içeriye alınacağına ilişkin söylentilerine de açıklık getirmesi ve bu komediye son vermesi gerekmektedir. Bu haliyle birkaç yıl içinde Boğaçayının tıpkı sahil şeridini beslediği gibi kazılan çukuru da dolduracağı gerçeğine karşın, girişilecek böyle bir girişim kente karşı işlenen bir suç değil açık bir cinayet olacaktır… Yeraltı kaynak sularına verileceği zararın, heba edilecek kamuya ait zenginlik kaynaklarının hesabını vermeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir…

Aynı şekilde hiçbir bağlantısı olmamasına karşın Boğaçayı projesinin bir parçası olarak dile getirilen Konyaaltı sahilinde Büyük Limana bitişik 1.2 kmlik uzunlukta yeni bir liman yapılması girişimi de açık bir sahil işgali niteliğindedir.

Halen halkın yararlandığı sahil şeridinin bir kısmını kapatma sonucu doğuracağı son derece açıktır. Boğaçayının girişine kadar fiilen denizden yararlanma koşullarını ortadan kaldıracak niteliktedir. Ancak öngörülen bu liman alanı da Büyükşehir Belediyesine tahsis edilmiş, tasarrufu altında olan bir alan değildir.

Bir kısmı Ulaştırma ve Denizcilik Bakanlığının faaliyet alanında ve esas olarak Antalya Valiliğinin denetiminde olan, denizlerin korunması amaçlı deniz kirliliği ve deniz kazalarına karşı bölgesel acil müdahale alanı olarak belirlendiği tespit edilen bu alanda liman yapılacağını ilan etmek, ne denli keyfi ve kendinden menkul kararlarla kent yöneticiliği yapıldığını göstermektedir.

Büyükşehir Belediyesi “bul karayı al parayı” yöntemiyle kenti yönetmekten vazgeçmelidir… Kentin belirlenen ihtiyaçlarına göre hareket etmelidir… Planlama ilkelerine saygılı davranmalıdır. Yanıltarak, abartarak, göz boyayarak iş yapıyormuş gibi değil toplumsal ihtiyaçlara, ortak alanlardan herkesin eşit ve serbestçe yararlanma ilkelerine göre yatırım tercihlerinde bulunmalıdır…
-
Bültenimize Katılın