Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2015 Salı

Büyükşehir Belediye Yasası Ne Getirdi Ne Götürdü?

Antalya Muratpaşa Belediyesinin katkılarıyla YAYED’in düzenlediği "Büyükşehir Belediye Yasası Ne Getirdi Ne Götürdü?" Çalıştay, 21.11.2015 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilmiştir.


BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE YASASI NE GETİRDİ NE GÖTÜRDÜ?
ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRİSİ
21.11.2015 ANTALYA

Antalya Muratpaşa Belediyesinin katkılarıyla YAYED’in düzenlediği "Büyükşehir Belediye Yasası Ne Getirdi Ne Götürdü?" Çalıştay, 21.11.2015 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilmiştir. Çalıştay’ın açılış konuşmasını Muratpaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Cephaneci ve YAYED Başkanı Doç. Dr. Süheyla Suzan Alıca gerçekleştirmiştir. Çalıştay’a YAYED Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu üyeleri, farklı üniversitelerden (Akdeniz Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi,) akademisyenler, yerel yönetimlerden (Muğla Büyükşehir Belediyesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Hatay Büyükşehir Belediyesi, uzman ve bürokratlar, meslek kuruluşlarından (Antalya Barosu), sivil toplum kuruluşlarından (Antalya Kent İzleme Platformu, Halkevleri) temsilciler ve Kaş Belediyesi eski başkanı katılmıştır.

Çalıştay’da büyükşehir belediyesi düzeninde önemli değişiklikler yapan 6360 sayılı Yasa, Türkiye geneli, farklı kentler ve Antalya yereli açısından farklı açılardan tartışılmıştır. Yasa’nın bir tarafta yerel demokrasi ve temsiliyet, diğer tarafta yerel kamu hizmetlerinin sunumu açısından etkiler doğurduğuna işaret edilmiştir. Bu çerçevede 6360 sayılı Yasası’nın etkileri büyükşehir belediyesi-ilçe belediyesi ilişkileri, köy ve mahalle yönetimi, kırsal alan yönetimi, planlama sorunsalı, çevre hizmetleri, gıda güvenliği, hidroelektrik santraller, su ve atıksu hizmetleri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet vb. başlıklar üzerinden irdelenmiştir. Çalıştay bu çerçevede sorunların saptanmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. 6360 sayılı Yasa’nın getirmiş olduğu değişiklikler, etkileri ve ortaya çıkan sorunlara ilişkin akademik tartışmaların yanı sıra yerel yönetim temsilcilerinin görüşlerini dile getirmelerinin, meslek kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının katılımının daha çok artırılması gerekliliği vurgulanmıştır. .


1.    Planlama Sorunsalı Açısından;

1.1. Büyükşehir belediyelerine ilişkin önceki yasal düzenlemelerde var olan sorunlar daha fazla büyümüştür. Büyükşehir sınırlarının genişlemesi, fiili olarak büyükşehir belediyelerinin yetkilerinin daha da artması anlamına gelmektedir. Yerel düzeydeki merkeziyetçilik ile devir tasfiye komisyonlarının mülk devirleri,  merkezi kurumların planlama yetkilerinin genişlemesi, re’sen imar planlarının kapsayıcılığını ve büyükşehir etkisini arttırmıştır. Ayrıca, planlama ölçeği dili ve sistematiğinin belirsizliği, il düzeyinde yeni bir planlama sistemine geçilmiş olması, çatışmaları doğuran devir– tasfiye süreci,  mülk devirleri sonrasında kamusal alanların azalması riski, planlamada halkın katılım ve temsil yetersizliği, merkezi yönetim kuruluşları ile büyükşehir belediyeleri arasındaki planlama yetkilerinin paylaşımı gibi sayısız başka belirsizlikler ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Açıkça, 3194 sayılı İmar Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, kanun hükmünde kararnameler ve mer’i mevzuat ile çizilen planlama çerçevesi 6360 sayılı Yasa'ya uymamaktadır. Oysaki planlama yetkileri geleceğimizle, ölçek ve planlama meselesi yaşam döngüsü ile ilgilidir ve hukuki olarak beklenmedik etkiler yaratacaktır.

2.    Büyükşehir Belediyeleri ve İlçe Belediyeleri İlişkileri Açısından;

2.1. Büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyeleri arasında sorunlu bir ilişki söz konudur. Ölçeğin büyümesiyle bu yönetsel birimler arasındaki yetki ve görev paylaşımına ilişkin mevcut yasal düzen büyükşehir belediyelerinin daha fazla güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Hizmetlerin etkin ve verimli sunulması, gelir kaynakların dağılımı, katılım ve temsilin sağlanması konularında büyük sorunlar yaşanmaktadır. Uygulamada, büyükşehir belediyeleri, eşgüdüm ve yönlendirme, yatırım ve hizmet sunmaya ilişkin hizmetlerin hepsini birden yerine getirmekte, yatay ve dikey işlevlerin hepsine sahip çıkmakta ve ilçe belediyeleri üzerinde güçlü bir denetim yetkisine sahip bulunmaktadır. Büyükşehir belediyeleri küçük bir devlet görünümü almakta, ilçe belediyeleri işlevselliğini yitirmektedir. Belirgin ve kuvvetli bir şekilde merkezileşme yaşanmaktadır. Yerelden bölgesele ve oradan da merkezileşmeye doğru bir kayış vardır. Büyükşehir belediyeleri bir tür bölgeler haline gelmiştir. Avrupa Birliği tarafından büyükşehir belediyeleri bölge yönetimleri olarak tanınmaktadır. Büyükşehir belediyesi-ilçe belediyesi ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Kentsel alanla yani merkezle bütünleşmiş ilçe belediyeleri ile merkezle bütünleşmemiş ilçe belediyelerinin konumu farklı açılardan ele alınmalıdır.

2.2. 'Bütünşehir' terimi, 6360 sayılı Yasa'nın öngördüğü il sınırı-büyükşehir belediyesi sınır çakışmasına bağlı olarak büyükşehir belediyelerin büyümesini, buna bağlı olarak mesafece uzak olan küçük beldelerin ve köylerin kapatılmasını değil, merkezde bulunan büyük bir belediyenin çevresine doğru genişlemesi üzerine çevresindeki küçük yerel yönetim birimlerini bünyesine katmayı anlatmaktadır. Hem siyasal iktidar sahiplerince hem muhalif kesimlerce yapılan ve genel kabul görmüş 'bütünşehir' adlandırması doğru değildir. Büyükşehir belediyesi sınırlarının il mülki idare sınırlarıyla çakıştırılmasıyla ortaya çıkan yeni büyükşehir belediyesi yönetim modeli, 'bütünşehir' olarak adlandırılmaktadır. 'Bütünşehir' (unicity) adlandırması ilk olarak 12 Eylül darbesi sonrası sıkıyönetim döneminde, büyük kentlere ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmadan önce (1984 tarihli 3030 sayılı Yasa), anakentlerin çevresindeki küçük belediyelerin aydınlatma, su, kanalizasyon, imar ve ulaştırma gibi hizmetleri yeterli düzeyde halka götürememesi sebebiyle ve anakentlere yönelik kontrol/iç güvenlik hassasiyeti dolayısıyla bünyesine katmak için yapılan iki düzenleme (34 Numaralı Karar ve 2561 sayılı Yasa) doğrultusunda kullanılmıştır. Bu düzenlemeler sonrası anakentlerin ve orta büyüklükteki kentlerin çevresindeki birçok belediye ve köy tüzel kişiliği kaldırılarak büyük belediyeye bağlanmıştır. Bu tarz bir çevresine genişleme uygulaması 2000'li yıllarda Denizli Belediyesi bağlamında kendini göstermiştir. 6360 sayılı Yasa uygulamasının böyle bir "bütün"lükle ilgisi bulunmamaktadır.

2.3. 6360 sayılı Yasa'yla büyükşehir belediyesi sayısı 30’a çıkarılmış, büyükşehirlerde il özel idareleri kaldırılmış, yeni ilçeler kurulmuş, köyler ve beldeler mahalleye dönüştürülmüş, mülki sınırlar ile belediye sınırları örtüştürülmüş, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları kurulmuştur. Büyükşehir ilçe belediyelerinin paylarının % 40’ı büyükşehir belediyesine devredilmiş, büyükşehir belediye sınırları içindeki genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamından büyükşehir belediyesine ayrılan pay % 5’ten 6’ya çıkarılmıştır. Bu tür düzenlemeler yapılsa bile belediyelerin, arttırılan hizmet yükü ve genişleyen alana paralel olarak gelirleri arttırılmamakta ve bundan dolayı mali sorunlar yaşanmaktadır. Bankalara borçlar artmakta; yap işlet devret gibi imtiyaz sözleşmelerinden kaynaklı olanlar görünmemektedir. Ayrıca belediyelerin ve özellikle de büyükşehir belediyelerinin ihale usulünü gün geçtikçe daha yoğun bir şekilde kullandıkları, kurduğu şirket sayısının giderek arttığı rahatlıkla söylenebilir. Bu haliyle büyükşehir belediyeleri neoliberal toplumsal yapının taşıyıcısı sıfatını yüklenmişler ve hem iktisadi hem de yönetsel olarak yerel düzeyde öne çıkmışlardır.

2.4. Kapatılan il özel idaresi, belde belediyesi ve köylerin taşınır, taşınmaz mal, alacak ve borçlar ile personelinin ilgili büyükşehir ve ilçe belediyesine, merkezi yönetim birimlerine ve Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklara devri için 30 ilde devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonları kurulmuştur. Bir vali yardımcısının başkanlığında toplanan bu komisyonlara ilgili belediye başkanları ve başkanlar ile valinin uygun göreceği kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katılmıştır. Her ilin kendi düzenine göre işleyen bu komisyon süreci birçok ilde sancılı bir biçimde geçmiştir. Özellikle muhalif siyasi partilerin kazandığı belediyelere ilişkin devir sürecinde çatışmalar yaşanmış ve birçok husus yargıya intikal etmiştir.

3.     Değişen Yönetim Biçimi ve Kırsal Alan

3.1. Köy nüfusunun toplam nüfus içindeki oranı 2012 yılında % 22,7 iken 6360 sayılı Yasa sonrası 2014 yılında % 8,2’ye düşmüştür. Kent nüfusu (il ve ilçe merkezleri) da sırasıyla % 77,3’ten  % 91,8’e çıkmıştır.

3.2. Köylerin % 47,2’si, belediyelerin % 54’ü yerel yönetim sisteminden çıkarılmıştır. İdari coğrafyada bir ölçek değişimi ve yerel yönetim sistemine yeni bir yapı getirilmekte; kırsal alanın tarihsel, hukuksal, yönetsel karakteri değiştirilmekte; köy muhtarlığı kamu tüzel kişiliğine, kendi bütçesine ve personeline sahip bir birim olmayan kentsel yönetim biçimi mahalle muhtarlığına dönüştürülmektedir. Kent hayatında olmanın yükümlülükleri, köy halkına vergi ve hizmetin faturalandırması şeklinde yeni mükellefiyetler getirmektedir.  Kırsal ve kentsel alan ayrımı gözetilmediğinden, tarımsal arazilerin tarım dışı kullanımı hızlanmakta,  mülksüzleşme, temsiliyet ve hak kayıpları ortaya çıkmaktadır. Kentli gömleği zorla giydirilen köylü ve çiftçi, hukuki, idari ve mali kayıpları sonucunda kırsal yaşantısını sürdürmede zorluk çekmektedir. Tüzel kişiliği kaldırılarak hukuk düzleminde, idari ve mali açıdan yok hükmüne düşürülen orman köylerine, köy tüzel kişisiyken tanınan yasal yetkilerin devam edeceğini söylemenin hukuken geçerliliği, yaptırımı ve güvenilirliği yoktur. Fiziksel koşullar itibariyle mahalle tipi yönetimle, 16.545 köy ve bağlısını yönetmek mümkün görünmemektedir.

3.3. İş gücü bakımından yerel yönetimlerde sözleşmeli çalışanların kadrolu personel olarak istihdam edilmesi sürekli biçimde seçim vaadi olarak kullanılmaktadır. Sözleşmeli statüde bulunan ve buna ek olarak kadrolu personel olarak istihdam edilen personelin oranı taşeron ve güvencesiz biçimde çalıştırılan işçilerin sadece 5’te 1’i kadardır. Yani önemli oranda hizmetler piyasalaştırılmakta ve hali hazırda taşeron sistemi ile yürütülmektedir.

3.4. Ağalık rejimine karşı köy halkının tamamını demokratik biçimde kavrayan ve ortak karar mekanizması geliştiren Köy Kanunu tasfiye edilmekte; köyler, merkezi yönetimin hiyerarşik güdümündeki mahallelere dönüştürülmektedir.

3.5. Ülkemizin en önemli sorunlarından biri hukuk devleti ilkesinin zedelenmesidir. Hukuka aykırılıklara karşı çıkılamaması, sorunun olağan hale gelmesi, hukuka uygunluğun tartışılmıyor olması en önemli sorunumuzdur. 1982 Anayasası'nda il, belediye ve köy olmak üzere üç tür yerel yönetim söz konudur. Ama 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir belediyesi sınırları içinde il özel idareleri ve köy yerel yönetim birimleri ortadan kaldırıldığı için Anayasaya aykırı bir durum söz konusudur.

3.6. İl özel idareleri ve kaymakamlıklar uhdesinde olan köylere hizmet götürme birlikleri bu yasa kapsamında kapatılmıştır. Bu birimler her ne kadar siyasal iktidarın yönlendirmesiyle hizmetler üretse de yine de yerleşik bir biçimde kırsal alana hizmet götüren birimlerdi. Özel idarelerinin kaldırılmasıyla, belediye sınırları dışında yıllardır sunulan kırsal hizmetler (su, kanalizasyon, katı atık, orman köylerinin desteklenmesi vb.) ile belediye sınırları içinde ve dışında verilen hizmetlerin (tarım, toprağın korunması, bayındırlık ve iskan, merkezi yönetim tarafından yaptırılan yapım, bakım, onarım, teçhizat alımı işleri, enerji nakil hattı yapımı vb.) büyükşehir belediyeleri tarafından yerinde ve zamanında ihtiyaçları giderecek biçimde nasıl sunulacağı merak konusudur. Özel idareler, birçok taşra yönetimi ve yerel yönetim biriminin yapmakla yükümlü olduğu görevleri bütçelerine ödenek aktarılarak fiilen üstlenmekteydi (Örnek, ihale yapma, personel, araç-gereç ve kaynak aktarma vb.). Bunların da ötesinde özel idareler, belediyelere nazaran oy odaklı olmaktan çok belli ölçüde hizmet odaklı idarelerdi. Bu anlayış farkı, hizmet kalitesi ve vatandaş memnuniyeti bakımından sorunlar yaratabilecektir. Bunun yanı sıra bir ilçe sınırlarında yer alan köylere dönük yatırımların yapılmasını ve gerekli her türlü ihtiyacın karşılanmasını sağlamak amacıyla kurulmuş olan köylere hizmet götürme birliklerinin kaldırılması da merkezi yönetim aracılığıyla köylere hizmet sunma yönteminin terki anlamına gelmektedir. İl özel idarelerinin kaldırılmasıyla bu birliklere il özel idaresinden pay aktarılması usulüne de son verilmiştir.

3.7. İl özel idarelerinin, köylere hizmet götürme birliklerinin kapatılması, 2B arazilerinin satışına ilişkin beklentinin yüksek olması, tarım alanları ve meraların amaç dışı kullanımın artması gibi nedenlerle köylerin kamu tüzel kişiliğini kaybederek mahalleye dönüştürülmesi sürecinin toplumsal, yönetsel ve ekolojik açıdan olumlu sonuçlar doğurmasını beklemek güçtür. Ormanlar ve tarım alanları üzerinden maddi güç ve siyasi güç kazanma söz konusudur. Antalya Tarım İl Müdürlüğü verilerine göre, 2013 yılında tarım alanlarının % 10,17’si konut, % 71,83’ü turizm sektörü tarafından kullanılmıştır ve toplam 289,253 hektar alan tarım dışına çıkarılmıştır. 


3.8. Antalya özelinde birçok sorun yaşanmaktadır. Konyaaltı ilçesinde olan bir hizmet ağı büyükşehir belediyesine devredilebilmektedir. Bunun yanı sıra il özel idaresi yatırımlarının devam ettirilmemesi (örneğin Tünektepe); norm kadro cetvelinde bir adet olan daire başkanlığının hukuk dışı biçimde 3’e çıkarılması; büyükşehirin Muratpaşa İlçe Belediyesinden yetki devri istemesiyle seçilmiş bir organın yetkisinin elinden alınması, yargıya başvurulduğu halde sonuç alınamaması; büyükşehirin bütün yetkileri kendinde toplamak istemesi; kentsel dönüşüm, ulaşım, planlama, barınma sorunları ve demokrasi açığı gözlenen sorunlardır.


4. Kamu Yararı Açısından;
4.1. Kamu yararı kavramı, devleti, devlet yapan, ona meşruluğunu sağlayan ve kamu hizmetinin özünü oluşturan bir kavramdır. Hizmet koşulları çerçevesinde hukuki düzenlemelerde net bir şekilde tanımlanmamakta,  "kamusallık" açısından dayanak olma niteliğini yitirmektedir.  Yerel demokrasiye ve yerel özerklik ilkelerine karşıt bir biçimde yerel halka sorulmadan, referanduma gidilmeden çok sayıda belediye ve köy kapatılmış, büyükşehir belediyelerinin yetkileri ve alanları genişletilmiş,  ‘yerinden yönetim’ ve ‘hizmetlerde halka yakınlık’ ilkeleriyle bağdaşmayan durumlar ortaya çıkmıştır.

4.2. Yerel yönetimlerdeki ihaleci düzen, kamu hizmeti anlayışının altını oymaktadır. Belediyelerin yalnızca rant, ihale ve şirketleşme üzerinden tanımlanan birimler haline gelmesi düşündürücüdür ve bu yaygın durumun "kamusal" bir bilinçle sorgulanması gerekmektedir.

4.3. Kamu hizmetlerindeki dönüşüm, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve Avrupa Birliği ile doğrudan bağlantılıdır. Hizmet ve finansman açığı kavramları ortaya çıkmıştır. Hizmet açığı ciddi bir finansman açığının borç yoluyla kapatılmasının gerekçesi olmaktadır. Türkiye genelinde durum, hizmetler doğru planlanmadığı için borçlanmanın boşa gitmesi ve beklenen sonuçların elde edilememesidir. Bütçe kontrolü kalmamıştır, kalemler görülmemektedir. 

4.4. Ülkemizde önce fiili durum yaratılmakta, sonra yasal ve anayasal kılıf oluşturulmaktadır. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında ve bu kurumların kendi aralarında çatışmalar yaratılmaktadır. Bu çatışma ve parçalanma sonrası ciddi bir konsolidasyon söz konusu olmaktadır. Bilinçsizce ve siyasi pozisyonla ilgili olarak devlet yapısının deforme edilmesi, piyasanın öncelenmesi, gücün ve yetkinin yoğunlaşması, yoğunluk arttıkça da devlet ve toplum arasındaki mesafenin artması, toplumsal ihtiyaçlar yerine ekonomik saiklerle hareket edilmesi topluma temelden zarar vermektedir.


5. Yerel Kamu Hizmetlerinin Sunumu Açısından;

5.1. 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir belediye ölçeğinin büyütülmesi bazı yerel hizmetlerin yerine getirilmesinde gözlenen hizmet ve/veya finansman açığını ortadan kaldırabilecek niteliktedir. Ancak 6360 sayılı Yasa öncesinde farklı yerel hizmetler, farklı kentler ve farklı yerel yönetim birimleri açısından gerekli araştırma, fizibilite çalışmaları ve hazırlıklar yapılmadan, toptan bir düzenleme yapılmıştır. Bu ise her örnekte istenen sonucu vermemiştir.

5.2. Çevre hizmetleri açısından, 2009’da açılan Avrupa Birliği çevre faslı çerçevesinde, AB’nin müktesebatına uyumlaştırmanın sağlanması gereklidir. Ancak bu konuda belediyeler yetersizdir ve ağır müktesebat hükümlerinin icap ettirdiği yatırımların ve buna ilişkin finansmanın yerel yönetimler tarafından yerine getirilmesinin mümkün olmadığı ortadadır. Bunun yanı sıra alt yapı, kanalizasyon, su, arıtma, su havzaları, ağaçlandırma, çöp toplama, katı atık yönetimi ve geri dönüşüm, toprak kirliliği gibi birçok sorun vardır. Merkezi yönetim ve yerel yönetim arasında yetki karmaşası bulunmaktadır. Çevre ile ilgili bu tür sorunların aşılmasında ise özelleştirme ve piyasalaştırma çare olarak görülmektedir. Ayrıca denetim, kontrol ve yaptırım uygulama aşamasında büyük eksiklikler yaşanmaktadır.

5.3. İklim değişikliği çerçevesinde sistematik bir yıkım yaklaşmakta, ancak iklim krizi konuşulmamaktadır. Yerel yönetimlerin bu soruna yönelik olarak yapılanması gerekmektedir.

5.4. Kentleşme ve tarımsal, endüstriyel veya çeşitli insani faaliyetler neticesinde ortaya çıkan toksik atıklar ile kimyasallar gıda, su, hava yoluyla insanlara etki ederek pek çok sağlık sorununa sebebiyet vermektedir. Yapılan araştırmalar sonucu 249 adet sulara bulaşması muhtemel kimyasal risk unsuru saptanmıştır. Bunların parametrelere eklenmesi gerekmektedir. Bu sorunlar muhtemelen katlanarak büyüyecektir. Örneğin  Suriye ve Irak’ta toksik kirlenmeyle birlikte çevresel koşullar yaşamaya uygun olmaktan çıkacaktır.

Su kalitesini belirleme çalışmalarında kafein vb. etken maddelerin dahil edilmesi; kimyasalları tespit etmek üzere alt yapı, laboratuvar, cihaz ve donanım sağlanarak, yıllık izleme programları ve uygulamalarına ivedilikle başlanması bir gerekliliktir. Su kalitesini izleme ve denetleme büyükşehir belediyelerinin temel görevlerinden biridir ve yapmak için mevzuat değişikliği beklenmemelidir.

5.5. Büyükşehirlerde su ve atıksu idarelerinin su ve atıksu hizmet altyapısını oluşturma, yenileme, kayıt altına alma, personel alma, finanse etme, denetleme ve izleme gibi birçok konuda sorun ortaya çıkmıştır. Kırsal alanda susuz yerleşim yerlerine hizmet götürülmesi noktasında sıkıntılar yaşanmaktadır. Susuz yerleşim yerleri sıralamasında Antalya başlardadır. İlçelerde su ve atık su hizmetlerinin sunulmasındaki zorluk özellikle Akseki, Gündoğmuş, Elmalı, Korkuteli, İbradı gibi merkeze uzak, yüksek rakımda yer alan yerleşim yerlerinde görülmektedir. Diğer taraftan kıyıda olmakla birlikte turizmin yaygınlığı nedeniyle dağınıklık gösteren küçük yerleşim alanlarının fazlalığı da hizmetlerin sunumunu zorlaştırmaktadır.

Antalya ilinde su ve atıksu hizmetlerinin büyükşehir belediyesine devredilmesi ile su tarifelerinde artışlar görülmektedir. Örneğin, Alanya (Antalya)’da 2014’te meskenlerde 0-13 m3’e kadar 0,62 TL, 14-20 m3 arası 1,56 TL iken, 6360 sayılı Yasa sonrası önceden meskenlerde uygulanan kademeli su fiyatlandırılmasına son verilmiş ve meskenler için tek 1,50 TL birim fiyatı kabul edilmiştir. 2015 yılı kent merkezinde yer alan ilçelerde % 5 ve diğer ilçelerde yaklaşık % 10’luk artışlarla, su fiyatları yükselmiştir. Su ve atıksu hizmetlerinin finansman açığına çözüm olarak Dünya Bankası kredilerinin kullanımının artması söz konusudur. Büyükşehir belediye sınırlarının genişlemesi ve yeni büyükşehir belediyelerinin kurulması ile kredi alabilmeyi kolaylaştıran ölçek büyümesi de gerçekleşmiştir.

5.6. Yatırımların planlanması, finansmanı ve gerçekleştirilmesi açısından yerel düzeyde öne çıkan bir diğer sorun, büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan ilçe belediyeleri, belde belediyeleri ve köyler arasında ayrım yapılmasıdır..

5.7. Yenilenebilir enerji yatırımlarında ve HES’lerde ruhsat alımı artmış, , büyüklüğüne göre imar planlarında değişikliklere gidilmiştir. Sit alanları giderek daha fazla tahrip edilmektedir. Örneğin, Kemer ilçesi içinde bulunan Phaselis antik kentinde 18 dönüm arkeolojik sit alanı içinde olmak üzere, turizm merkezi olarak ruhsat verilmiş, imar planlarında değişiklikler yapılmıştır. Artan taşocakları sayısı nedeniyle, taş ocaklarının ruhsatlandırılmasında, denetiminde halk sağlığı açısından sorunlar yaşanmaktadır. Finike’de sedir ormanlarında hat döşenmesi, yol yapılması gibi durumlar söz konusudur ve köylerin mahalleye dönüştürülmesi nedeniyle daha fazla ruhsat verileceğinde, bunların şehirlere doğru genişletilebileceğinden korku duyulmaktadır.

5.8. Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından Expo 2016, Boğaçay Yat Limanı Projesi gibi çok büyük ölçekli projelere başlanmıştır. Ancak projeler kapsamında raylı sistem, köprülü kavşak, yat limanı ve benzerinin yapımı ile arazi ve arsa spekülasyonunun ve yapılaşmanın artması, mülksüzleştirmenin ortaya çıkması, doğal yaşam alanlarının ve kıyıların tahrip olması, tuzlu suyun içeriye girmesiyle tarım alanlarının ve su kaynaklarının tahrip edilmesi, kıyı erozyonunun oluşması gibi birçok sorunun beraberinde geleceği düşünülmektedir. Ekonomik bakış açısının baskın olması toplumsal ve ekolojik sorunların göz ardı edilmesine neden olmaktadır.  

5.9. Kamu yararı ve ölçek ekonomisi kavramları,  tüm yurttaşların farklılıklarını ve dezavantajlarını ortadan kaldırarak ortaklaşmasının sağlanması bağlamında değerlendirilmektedir. Ölçek ekonomisi, erkekler dünyasına ait kavramlara hizmet ederek erkek ekonomisine dönüşmemelidir. 6360 sayılı Yasa ile belediyelerin yetkilerinin ve gelirlerinin ölçek ekonomisi kapsamında artırılmaya çalışıldığı düşünüldüğünde burada dezavantajlı grup olan kadınların payının ayrıca planlanmadığı görülmektedir. Şehirlerin toplumsal cinsiyet eşitliğine göre yapılandırması bağlamında sığınma evlerini, konuk evlerini, kreşleri kapsayacak bir biçimde gerekli yasal düzenlemeler mevcuttur. Ancak buradaki asıl sorun, 6360 sayılı Yasa öncesinde ve sonrasında, merkezi yönetim birimlerinin ve belediyelerin sığınak, kreş gibi meseleleri ikincil mesele olarak görmesidir. Nüfusu 100 bini aşan belediyeler kadın sığınakları açmakla yükümlüdürler. Anılan yasa öncesinde bu rakam 50 bindi. Bu değişiklik ve buna ek olarak sığınakların olmaması, var olanların yetersizliği veya uluslararası standartlarda olmaması, uzman personelin çalıştırılmaması; şiddet mağduru kadınların, 12 yaşından büyük erkek çocuklarının sığınağa alınamaması ve çocuk esirgeme kurumuna gönderilmesi nedeniyle kadınların sığınak yerine şiddete maruz kaldıkları evlerine geri dönmek zorunda bırakılması; LGBT bireylerin korunmaması vb. önemli sorunlardır. Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) de dikkate alındığında, yerel yönetimlerin bu sorunları çözecek ivedi önlemleri alması gerekmektedir. 

6 Aralık 2015 Pazar

Antalya’nın Son Yüz Yılı- Mimar Recep Esengil

Bugünkü kent merkezi M.Ö.2. yüzyılda kurulmuş ve kent o günden bu güne kadar çeşitli
uygarlıkların beşiği olmuştur.

19. yüzyılın başında Konya iline bağlı kaza iken 1913 İlkbaharda Teke Sancağı bağımsız mutasarrıflık haline dönüşmüş, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar İtalyanların işgaline rağmen mutasarrıflık ve Bölge Komutanlığı Türkler tarafından yürütülmüştür.

Cumhuriyetin kuruluşunda Antalya çoğu ahşap evlerden oluşan 12 000 nüfuslu bir kentir. Yerli Türkler yaşayanların büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Kentte Türklere ait 7 camii, 1 hastane,  10  kadar  okul,  posta  ve  gümrük  idaresi  vardır.  Ancak  azımsanmayacak  sayıda Yunan, Girit göçmenleri ile Rum azınlık ta bulunmaktadır. Rumlar, azınlık nüfusun 1/3'nü oluşturmaktadır. Rumlara aitte kentte 1 metropolik, 4 kilise, 12 okul ve bir itfaiye örgütü bulunmaktadır.

Kentin gelişimi, en eski yerleşim odağı olan kale ve kale içinden başlamıştır. Daha sonra merkez odaklı kale çerçevesinde ana yerleşme kütlesi oluşmuş, bu kütleden bağımsız yollarla ayrılan, ana yollarla gelişen irili ufaklı mahalleler oluşmuştur. Kentin bu şekilde gelişimi 60'lı yılların ortalarına kadar sürmüştür.



Antalya'nın da kent kimliğini merkezde ve çevresinde bulunan tarihsel ve doğal dokulu özgün çevre oluşturmaktadır.

Doğal Çevre:
Kentin doğal görünümü "Altta en güzeli ile Akdeniz, Lara ve Konyaaltı plajları, 2 ploto halinde gelişen ve denize dik inen 7 milyon yılda oluşmuş falezleri, çam ormanının denize birleştiği kıyılar, çağlayanlar, bunları süsleyen maki ve zakkumlar ve arkada zirvesi karlı Toroslar.

Tarihi Çevre:
Karain de ilk insanın başlattığı "Dünya Mimarlık Tarihi" odak noktasında Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerinin tarihi yapıları, öğeleri, buluntularını günümüze taşıyan ender kıyı kentlerimizdendir.


Antalya'nın, yine 60'lı yılların ortasına kadarki nüfus gelişiminin Türkiye'deki genel değişime koşut  olduğunu  görmekteyiz.  1927  yılında  12.400  olan  nüfus,  1965  yılında  71.000'e ulaşmıştır. Nüfus gelişimi doğurganlığın yanı sıra köyden kente doğru göçten kaynaklanmıştır.

Ancak  1950'lerde  50.000  olan  nüfus  70'lerde  10.000'e,  2000'lerde  650.000'e  ulaşmıştır. Nüfus artış hızı da Türkiye ortalamasının üstüne çıkmış, 1995 sonrasında Türkiye'nin nüfus artış hızı en yüksek kenti olmuştur.

Ne olmuştur da kent birden bu kadar hızla büyümüş, göç almış ve bu günkü hale gelmiştir? Bunun için tekrar 1960 Antalya'sına dönmek gerekiyor.

Antalya Cumhuriyetin kuruluşundan 1960'lı yıllara kadar tarım ağırlıklı bir ekonomik yapıya
sahiptir. Bunun dışında hizmet sektörü ile ticaret en önemli sektörlerdir.  Kapalı bir ekonomik yapıya sahip olan Antalya'nın tek ticari çıkış kapısı da şimdiki yat limanında bulunan iskeleydi.

1950'lerde başlayan göç ve kentleşme ile artmaya başlayan nüfusa bu mevcut ekonomik yapının yetmemesi, Demiryolunun yokluğu, karayolu standartlarında iyileştirme olmaması, daha önemlisi; komşu kent Mersin'de uluslararası taşımacılık standartlarında limanın açılması ve Antalya Limanı'nın tamamen devre dışı kalmasıyla Antalya'da ciddi ekonomik sıkıntı yaşanmaya başlanmıştır. Hatta birkaç ailenin elinde olan tarım sektörü tamamen çökmüştür.

Artık Antalyalı yeni arayışlar içindedir.

Aynı  dönemlerde  Türkiyede  yeni  ekonomik  arayışlar  içindedir  ve  ilk  defa  1953  yılında
"TURİZM" den söz edilmeye başlanmıştır.

1953 yılında Turizm Endüstrisi Teşvik Yasası çıkartılmıştır.

1957 yılında Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü oluşturulmuştur.

1960 yılında yapılan 5 Yıllık Kalkınma Planında "Turizm" geniş şekilde yer almış ve döviz getirici  bu  sektörde  devletin  alt  yapıyı  kurma  ve  özel  sektörün  de  doğrudan  üretken yatırımlar için özendirilmesi öngörülmüştür.

1969 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile ülkenin turizm olanaklarının değerlendirilmesi, kaliteli tesislere hızla kavuşması ve turizm değerlerinin israfını önlemek amacıyla Antalya-Çanakkale arasındaki kıyı badının kıyıdan 3 km kadar içeriye olan kısmı "Turizm Gelişme Bölgesi" olarak ilan edilmiş planlarının çalışmaları da bir yıl içinde bitirilmiştir.

1971   yılında   turizm   politikalarının   hızla   geliştirilmesi   amacıyla   "Turizm   Bakanlığı" kurulmuştur. Turizm sektörü için yapılan bu çalışmalarda iklim koşulları, doğal ve tarihsel kimliği, Marmara kıyıları gibi 2. konutla bozulmaya başlamamış yapısıyla "Antalya" önemli yer tutmaya başlamış ve çalışmaların odak noktası durumuna gelmiştir.

1973 yılında Turizm Bakanlığı "İskandinavya Planlama ve Geliştirme Örgütü" (SPDA)'ya Antalya'nın master planlarını hazırlatmış ve bu plan çerçevesinde Antalya'daki Turizm girişimleri de hızlanmaya başlamıştır.

1973  yılında  Turizm  Bakanlığı  ayrıca,  Antalya'nın  Turizm  Nazım  Planını  hazırlatmıştır.  Bu planın projeksiyon dönemi 2000 yılıdır ve 174.000 yatak kapasitesi önermektedir. Antalya'da yatak sayısı 1994'de 100.000'e ulaşmış, plan hedef yılı 2000'de ise önerilen yatak kapasitesini aşarak 230.000'i bulmuştur.

1975  yılında  üç  önemli  proje  uygulanmaya  başlanmıştır.  Güney  Antalya  Turizm  Gelişim
Projesi, Side Turizm Gelişim Projesi ve Kaleiçi - Yat Limanı Düzenlenmesi Projesi.

Güney Antalya Projesi, Antalya Limanı ile Gelidonya Burnu arasında kalan 75 km. lik kıyı bandını kapsamaktadır ve 70.000 yatak öngörülmüştür. Dünya Bankası destekli projenin önemli yanlarından birisi de alt yapı çalışmalarının öncelikli yapılmasıdır.

Side Turizm Gelişim Projesi de; Antalya'nın doğusunda Side tarihi merkezi, Bingeşik  Bölgesi, Acısu Sorgun Bölgesi ve Titreyen Göl mevkiinde 12 000 yatak kapasiteli alandır.

Kaleiçi Projesi ise, tarihi sit alanında yapılan düzenlemeleri kapsamaktadır. Eski liman (iskele) Yat Limanı olarak düzenlenmiştir. Devlet eliyle yapılan düzenlemeler uluslararası "Altın Elma" ödülü almıştır.

Ayrıca altyapı ve ulaşımla ilgili ciddi çalışmalar ve yatırımlara başlanmıştır.

Gelişmek!
Tabii bireylerin ve toplumun en önemli arzusu. Ama gelişmenin farklı boyutları olduğunu da unutmamak gerekir; Yani madolyonun öbür yüzünü:

*Kentlerde aşırı nüfus artışı,
*Doğal kaynakların hızla tüketilmesi,
*Çevre kirliliği; hava, toprak ve doğal ürünler arasındaki dengenin      bozulması,
*Tarihi ve doğal varlıkların tahribi.

Eğer gelişmenin olumsuz etkilerini görmek istemiyorsak veya en aza indirmek istiyorsak gelişmeyi planlı hale getirmeniz gereklidir. Sadece planlamak değil, planı doğru ve tavizsiz uygulamak da planlama kadar önemlidir. İşte bu açıdan, Antalya'nın gelişmeye başlamasıyla birlikte planlama çalışmalarına ve bu planların uygulanmasına kısaca bakmak gerekiyor.

Antalya'da  kent  planlama  çalışmalarına  1950'li  yıllarda  başlanmıştır.  İlk  kent  planı  1957 yılında İller Bankası tarafından yapılmış ve İmar İskan Bakanlığı tarafından onaylanmıştır. Bu plan Kaleiçi ile birlikte, batıda Bahçelievler, kuzeyde Şarampol, doğuda Yenikapı ile sınırlı kalmıştır.  Planlama  öncesi  yapılan  araştırmalar  ve  tahminlerde  önemli  hatalar  yapılmış, sayısal ölçümlerde yanlışlık ve tutarsızlıklar bulunmuştur. Antalya'nın özellikleri, iklim verileri göz önüne alınmamıştır. Kent bir Akdeniz kıyı kentinden çok kara kenti gibi planlanmıştır. Konyaaltı'ndaki 8 katlı yapılar bu planın ürünüdür. 1965 yılında planın yenilenmesine karar verilmiş, bu defa plan özel bir firmaya yaptırılmıştır. Ancak Bülent Berksan firması tarafından hazırlanan plan da eski planda yapılan düzeltmelerin ötesine geçmemiş ve 1973 yılında plan çalışmaları  durdurulmuş  ve  1974  yılında  iptal  edilmiştir.  Kentin  planı  1977  yılında  Şehir Plancısı Zühtü Can'a verilmiş, öncelikle 1/25000 Nazım Plan çalışmaları yapılmış, Antalya Belediyesi planlama bürosuyla hazırlanan planlar 1980 yılında onaylanmıştır. Ciddi araştırma ve  bilimsel  etütler  ile  hazırlanan  planda  kentin yerleşiminin  kuzeye  kaydırılarak  daha az verimli toprakların yerleşim amaçlı kullanılması, verimli toprakların tarım amaçlı korunması tasarlanmış, Kuzey Platosuna uydu şehir önerilmiştir. Doğu ve batı kıyıları ise hem turizm sektörünün ihtiyacı hem de kentlinin deniz kullanım talebi düşünülerek turizm amaçlı planlanmış, kıyı bandının arka tarafları ise tarım alanları olarak bırakılmıştır. Yapılan ulaşım anketleri verilerine göre yapılan ulaşım planlamasıyla güçlü bir ulaşım ağı oluşturulmuştur. Mevcut konut alanlarındaki yetersiz sosyal donatı alanlar artırılmış ve gelişecek bölgelerde de yeterli alanlar önerilmiştir. Limanın gelişmesini sağlamak amacıyla liman arkasında depolama ve ticaret alanları ayrılmıştır.

Antalya'yı iki binli yıllara taşıyacak çağdaş planın onaylanmasının hemen sonrasında 12 Eylül askeri yönetimini görüyoruz. Planı hazırlatan ve onaylatan Belediye, uygulama fırsatı bulamadan yönetimden uzaklaştırılmıştır. İlk bozulmaları da daha plan uygulanmaya başlamadan bu dönemde izlemeye başlıyoruz.

Önce Lara Kıyı Bandındaki 100 mt.lik "Doğal Sit Alan Sınırı "KTVKK"   tarafından bir otelin talebi üzerine 30 mt. ye indirilmiştir. Askeri rejimin son kanunu "Turizmi Teşvik Yasası" uyarınca Turizm Bakanlığı plan değişikliği yetkisi almış ve plan bütünlüğünü gözardı ederek re'sen  plan  değişiklikleri  yapmaya  başlamıştır.  Lara  kıyı  yolunun  güzergahı  aynı  otelin talebiyle  değiştirilmiştir.  1983  yılında  yürürlüğe  giren  3194  sayılı  İmar  Kanununun  plan yapma, değiştirme, onama yetkilerini belediyelere vermesiyle önü alınamaz bozulmanın ilk adımları atılmaya başlanmıştır.


Gelen baskılarla kıyılarda turizm alanları önce konut alanlarına dönüştürülmüş, inşaat alanları tariflerindeki değişikliklerle yapı yoğunluğu artırılmış, subasman kotu 2.50 mt.ye çıkartılmış, turizm yapılarına bir kat ilave edilmesiyle konut projeleri önce turistik tesis olarak hazırlanmış ve  ruhsat  almış,  inşaat  aşamasında  tekrar  konuta  dönüştürülmüşlerdir.  Tarım  alanları özellikle kooperatifler vasıtasıyla konut amaçlı imara açılmıştır. Her türlü bilimsel veriden uzak, keyfi uygulamalardan iki örnek vermek istiyorum.


1.Lara kıyı Bandı'nda sit alan sınırının 30 mt. indirilmesi ve kat yüksekliğinin arttırılmasının
irdelenmesi

2.Parsel boyutunda imar planı değişikliği yapılmadan artırılan yapı yoğunluğu a.1984 öncesi plan gereği yapılabilecek yapı boyut örneği.

b.1984 sonrası imar yasasının yanlış uygulaması ile subasman kotunun artırılması, bodrumun
iskana açılması, merdiven ve aydınlıkların yapı tanımı dışında bırakılması. c.Aynı yasa boşluğu ile çatı arasının kullanıma açılması.

Evet;
1994 yılına gelindiğinde Antalya'nın yeni profili ve kimliği işte bu şekli almıştır. Yeni bir plan

çalışmasının şart olduğu gerçeği Antalya Belediyesi ve ilgili meslek odalarında tartışılmaya başlanmıştır. Aynı yıl yeni Nazım Plan UTTA  firmasına verilmiş, çalışmaları da iki yıl sonunda tamamlanmıştır. Planın bir çok olumlu yönü bulunmasına rağmen Antalya'yı 2000'lere taşıyacak planlamadan çok uzak olup, öncelikle Meslek Odaları olmak üzere toplumun   da beklentilerinden çok farklıdır.


Öncelikle;
Planın havza boyutunda yapılması gerekmektedir. Çevredeki yerleşimler artık Antalya'nın birer mahallesi durumuna gelmiştir. Parçacıl planlar ileride içinden çıkılamaz boyutlara ulaşmaktadır.

Bir evvelki plan üzerinde yapılan değişiklik ve ilavelerle bozulan mevcut kent dokusunun iyileştirilmesi gerekmektedir. Oysa planlamada bunları görmek te mümkün değildir.

İhtiyaç olmadığı halde konut amaçlı yeni alanlar oluşturulmuştur. Planda 2015 yılı için projeksiyon  nüfus  1.600.000  olarak  öngörülmüş  olmasına  ve  mevcut  planda    1.000.000 nüfusu karşılayacağı halde, yeni planda konut alanlarında 3.500.000 nüfus için yer ayrılmıştır. Ayrıca bu alanlar verimli tarım toprakları üzerinde planlanmıştır. Kentin gelişimine koşut ulaşım planı bulunmadığı gibi sadece ulaşım raporu ile yetinilmiştir. Bütün itirazlara rağmen planlarda herhangi bir düzeltme yapılmadığı için planların iptali amacıyla 8 meslek odası dava açmış, dava 1998 yılında tamamlanmış ve imar planı İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Kentin tümünde imar planının iptal edilmesi kaos ortamı yaratmış, Davacı odalar ile Belediyenin uzlaşmasıyla yeni plan yapımına karar verilmiş, iptal edilen plandaki dava konusu alanlar plandan çıkartılarak geçici planın onaylanmasıyla kent gelişimini bu geçici planla sürdürmeye devam etmiştir.

Bu ortamda girilen 1999 yerel seçimlerinde Subaşı yönetimi seçimi kaybetmiştir. Alt Kademe Belediyelerinde de yönetimler değişmiştir.    Ancak tüm belediyeler farklı partilerin temsilcilerinden oluşmuştur. Muratpaşa Belediyesi: DSP, Konyaaltı Belediyesi: ANAP, Kepez Belediyesi; MHP, Büyükşehir Belediyesi ise CHP’lidir. Yerelde oluşan kooalisyon ortamı kentle ilgili kararlara da yansımış, daha doğrusu karar almada sorunlar ve zaman kayıpları yaşanmıştır. Merkezi Hükümetin de koolisyondan oluşması kentle ilgili kararlarda olumsuzlukların yaşanmasına neden olmuştur.

Seçimler sonrası yeni yönetim geçici plan yerine yeni plan çalışmalarını başlatmıştır. Yeni planın hazıranması için Belediye bünyesinde “Nazım İmar Bürosu” oluşturulmuştur. Geçen dönem imar planının iptal nedenlerinden birisi olan Ulaşım Planının ise ihalesi yapılmıştır. Plan  çalışmaları  bu  dönemde  çok  ağır  işlemiştir.  Bu  da  kentteki  bozulmaların  devamı anlamına gelmektedir. Nitekim plan tadilatları geçen dönemlerde olduğu gibi belediye meclislerinin en önemli gündem maddelerini oluşturmuştur. Geçen dönem başlanan ancak kentlinin tepkisini çeken, kent kimliğini etkileyecek bazı projeler ise bu dönem tamamlanmıştır.   Beach-park   ve   Migros   iki   örnek   olarak   gösterilebilir.   Migros   ileride yaşanacak AVM modasının ilk adımıdır.



Muratpaşa belediyesi tarafından Belediye hizmet alanına yapılması planlanan ve Fabrikalar Bölgesindeki yeni AVM’lerde kamusal alanlarda ve yasal süreçler zorlanarak elde edilmiştir (Bkn:sayfa 10-11). Yine bu dönem Kundu bölgesinde yapılaşmanın hızlandığı görülmektedir. En önemli gelişme ise Lara Kent Parkı ve kıyı düzenlemesinde olmuş, kıyıdaki 5 turistik tesis iptal edilmiş, Kent Parkı STÖ desteği ile planlanmıştır. Kıyı düzenlemesi uygulaması tamamlanmış ancak Kent parkı’na başlanamamıştır.


I.Türel döneminde bu alan Turizm Bakanlığı tarafından “Temalı Park” adı altında özel firmaya tahsis yapılmış ancak kentlinin tepkisi üzerine uygulamaya başlanamaıştır. Yeni seçim dönemine gelindiğinde gerek nazım İmar Planının gerekse Ulaşım Planının tamamlanamadığı görülmektedir.

2004  yılında  yapılan  seçimlerde  Büyükşehir  Belediyesi  yönetimi  tekrar  el  değiştirmiş  ve seçimi AKP almıştır. Seçim öncesi sunulan “Çılgın Projeler”in çoğunun çıldıramadığı bu dönemin  ilk  icraatı  geçen  dönem  çoğu  tamamlanan  ancak  neredeyse  tamamının  sosyal donatı alanlarını işgal ettiği ve kendi tesislerini bu alanlara yapmış olan turistik işletmelerin işgallerinin plan tadilatları ile yasallaştırılmasıdır.  Turizm literatürüne “temalı oteller” olarak geçen, mimarlık literatüründe ise “rüküş” olarak adlandırılan bu tesislerin bulunduğu bölge iki dönemin ortak ürünü olarak Antalya’nın kimliğinde bugün önemli yer tutmaktadır.


AKP’nin belediyecilik anlayışının simgesel yapıları “battı çıktı” tabir edilen alt geçitler yeni yönetimle birlikte Antalya’nın da gündemine gelmiştir. Yine Türel’’in vaadlerinden hafif raylı sistem çalışmaları başlatılmıştır. Bu amaçla geçen dönem tamamlanamayan Ulaşım Planının ihalesi baştan yapılmış ve hızla tamamlanmıştır. Ancak o kadar hızlı tamamlanmıştır ki işi alan firma tarafından yapılmakta olan Isparta Ulaşım Planı ile Antalya Ulaşım Planları karışmış, Meclisten  geçerek  onaylanan  planın  bir  kısmının  Isparta’yı  kapsadığı  tespit  edilmiştir. Dönemin plana önemi ve bakış açısı daha sonra yaptıkları planlara da yansımıştır. Tamamlanan  Nazım  İmar  Planı  başta Subaşı  döneminde iptal  gerekçelerinden  birisi olan Kırcami  denilen  bölgeyi  %  80  yapı  yoğunluklu  imara  açmış,  önceki  dönemlerde  kaçak başlayan bazı kooperatif alanları plana dahil edilmiş, yanlışla dolu Ulaşım Planı planlamada baz alınmış ve şehir içinde otuz adet katlı kavşak önerilmiştir. Bu ve benzeri yanlışlardan dolayı Mimarlar Odası’nın açtığı dava ile bu planda iptal edilmiştir. Bu dönemde kenti etkileyecek bir başka girişim ise Atatürk Parkı’nın kuzeyinde bulunan spor tesis alanına 100 katlı rezidans ve 40 000 m2. AVM projesidir. Bu proje aynı alanda yapılacak 35 000 kişilik stad ve 10 000 kişilik kapalı spor salonunun yapımı karşılığı ihale edilmiştir. Resim 11 de yapıların kent silüetindeki oransal etkisi açık olarak görülmektedir. Yatırımın gerçekleşmesi halinde bölgeye getirecek altyapı yükü, ekolojik sorunlar, alanın hemen yanında   bulunan kent hastanesi ve yerleşim alanlarında yaratacağı gürültü problemleri ise göz ardı edilmiştir. Mimarlar Odasının mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı almış olmasına rağmen, Türel stadyumun  inşaatıyla  işe  başlamıştır.  Ancak  Türel’in  seçimi  kaybetmesiyle  proje durdurulmıuş, plan tadilatı yapılarak        arazi belediye hizmet alanına dönüştürülmüştür.Tepkilere rağmen bu dönemde rezidans ve AVM projesi dışındaki yapıların inşaatı devam  etmiştir. AKP’nin  2014‘de tekrar Büyükşehir Belediyesi’ni almasıyla kentte Türel’in kaldığı yerden projelere devam edebileceği endişesi hakimdir.



İlçe belediyelerinin kentsel alanlardaki ayrıcalıklı planlama çabaları da birkaç döneme damgasını vurmuştur. Bunlardan sadece iki AVM örneğine değineceğim. Fabrikalar alanı olarak bilinen alanda yer alan Dokuma Fabrikası önce özelleştirme kapsamına alınarak fabrikada  üretim  durdurulmuş, daha sonra  satışına  karar  verilmiştir.  Ancak  Antalyalıların tepkisi ve eylemleri sonucu Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından alan Kepez Belediyesi’ne bedelsiz devredilmiştir. Kepez belediyesi fabrikayı ve alanı kamusal amaçlı kullanmak yerine bir  firmaya  9.000.-  dolar  gibi  sembolik  bir  bedelle  49  yıllığına  tahsis  yapmıştır.  Firma hazırladığı     projede  fabrikaya  ait  binaları  yıkarak  burada  kültür  ve  sanat  etkinilerinin yapılacağı  park olarak düzenlemiştir. STÖ tarafından oluşturulan “Dokuma Çalışma Grubu” projeye karşı çıkmış ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulununa alanın tescil edilmesi için


başvuruda bulunmuştur. Başvurusunda “Antalya’da tarımın endüstriye dönüşümünü simgeleyen ve Antalyalıların ortaklığı ile 2.Dünya Savaşı sonrası Doğu Alman ve Sovyetler Birliği’nin ortak projesi olarak yapılan tesisin, kentin önemli bir simgesi ve bir bölgeye adını vermiş olması”  gerekçe olarak gösterilmiştir. Kurul fabrika binası, kreş ve hangar yapılarını tescillemiş   ayrıca   peyzaj   düzenlemesini   “Cumhuriyet   Dönemi   Peyzaj   düzenlemesi“ özelliklerini koruması nedeniyle korunmasına karar vermiştir. Bu arada dönemin AKP’li Belediye Başkanı Erdal Öner fabrika içindeki makinaları hurda olarak satmıştır.



.

İkinci örnek ise Muratpaşa Belediyesi sınırları içinde bulunan Belediye Hizmet Binası alanında yaşananlardır. Muratpaşa Belediyesi’nin ilk Belediye Başkanı Mehmet Manavoğlu döneminde alanda  Belediye  Hizmet Binası yapılması amacıyla arazi “kat karşılığı” müteahhit firmaya verilmiş, bu nedenle plan tadilatı yapılarak arsa ikiye bölünmüş, müteahhide ait alan ticari alan olarak tadil edilmiştir. Kısa süre sonra müteahhit firma anlaşma ile zarar ettiğini belirterek   Belediye   Binasının   inşaatını   durdurmuş   ve   kendisine   verilen   yerde   yapı

yoğunluğunun artışı talep etmiştir. Belediye Meclisi talebi kabul etmiş ve yapı yoğunluğunu
%100  arttırmıştır. Mimarlar  Odası dava  açmış  ve  mahkeme plan tadilatını  iptal  etmiştir. Ancak Evcilmen döneminde bazı ufak değişikliklerle müteahhit firmanın talepleri karşılanmış, ve bugünkü yapı kitlesi hukuksuzluğa rağmen ortaya çıkmıştır.



Kısaca bugüne ve yarına bakarak bitirmek istiyorum. Özellikle 12 Eylül den itibaren başlayan ve hızla devam eden hukuksuzluk ve kişiye özel ranta dayalı uygulamaların yarattığı olumsuzluklar,  somut  biçinde  ortada  olmasına  rağmen      hiçbir  yönetimin  farklı davranmadığını  yada  davranamadığını  görmekteyiz.  Son  bir  iki  yıldır  yapılmakta  olan hazırlıklar Antalya’nın geleceği için ciddi sıkıntılar yaratacağı açıktır. Kırcami İmar Planı bunun somut örneğidir. Subaşı döneminde Nazım İmar Planının iptal ettirilmesinin en önemli nedenlerinden   birisi olmasına rağmen 2014 yılında Kırcamisi % 80 yapı yoğunluklu olarak imara   açılmıştır.   Bu   düzenleme,   dönemin   belediyesinin   önemli   bir   başarısı   olarak sunulmuştur. Kamu ortaklık payı ve sosyal donatı alanlarının ise  % 35-40 da tutulması ise


“zaiatı düşük tutma becerisi” olarak yansıtılmıştır. 15 yıl önce bu alanın imara açılmasına karşı çıkan hiçbir meslek odasının itiraz etmemiş olmasıda düşündürücüdür. Bu dönemde sonuçlandırılan iki çalışma ise Antalya’nın geleceği için önemli kaygılar taşımaktadır.

Batı Çevre Yolu Uygulaması: Antalya’nın batısından geçecek ve Kuzey ile Batı’yı kent içinden geçmeden bağlayacak çevre yolu çalışmaları 10 yılı aşkın süredir Antalya’nın gündemindedir. Yasal olarak Karayollarının kamulaştırarak açılması gereken yol, karayollarının kamulaştırma yapmak   yerine   bölgenin   imara   açılması   vasıtasıyla   arazinin   bedelsiz   Karayollarına devredilmesi isteği üzerine yaşanmaktadır. Konyaaltı ve Kepez Belediyeleri’nin seçim dönemlerinde bölge insanına vermiş oldukları “imar sözü” ile Karayolarının talebi örtüştüğünde “rant koolisyonu” nun elini kolaylaşmıştır. Açılacak yolun iki yanı Akaydın döneminde % 20 yapı yoğunluğu ile imara açılmış ancak açılan dava ile imar planı iptal edilmiştir. Daha sonra Büyükşehir Belediyesi dışlanarak hazırlanan planla, 280 hektar alanın 36 hektarı ticari ve % 1,2 yapı yoğunluklu, kalan kısmı % 0,80 yapı yoğunluklu imara açılmak istenmiş  ancak  Çevre  ve  Şehircilik  Bakanlığı    tepkiler  nedeniyle  planı  onaylanmamıştır. II.Türel döneminin ilk icraatı ise aynı alanda doğuda yol ile Düden çayı arası batıda ise aynı


alanın % 80 yoğunluklu olarak imara açmak olmuştur. %20 ile başlayan imar çalışmaları %
80’e ulaşmıştır. Kısa süre sonra bütün bölgeyi kapsayacağı açıktır. Bu  alan  verimli tarım alanlarıdır ve 500 bine yakın narenciye ağacı bulunmaktadır.

Expo2016: 2016 yılında yapılacak EXPO için yapılan hazırlıklar ve çalışmalar Antalya’da kuşku ile   izlenmektedir.   Kuşku   iki   nedene   dayalıdır.   Birincisi   organizasyondaki   başarısızlık ihtimalidir.  Diğeri  ise  yer  seçimi  ve  EXPO  sonrası  endişelerden  kaynaklanmaktadır.  Kent içinde veya yakın çevresinde alt yapısı hazır birçok alan bulunmasına rağmen Aksu Çayı taşkın alanı etkinlik merkezi olarak seçilmiştir. Taşkına karşı önlem için iki yılı aşkın süredir çalışılmakta  olmasına  ve  milyarlarca  lira  para harcanmasına  rağmen  2015  Ocak  ayındaki yağmurlarda alanı sel baskınına maruz kalmıştır. Tarım ve hayvancılık Bakanlığına ait alanın etkinlik sonrası ne amaçla kullanılacağı gizlenmektedir. 2016 yılına kadar EXPO alanına raylı sistem getirilecek, hava alanı ile etkinlik alanı arasına altı adet köprülü kavşak yapılacaktır. Kanalisasyon çalışmaları tamamlanacaktır. Yoğunluklu olarak kamuya ait verimli arazilerin bulunduğu etkinlik alanın çevresine yapılmakta olan bu yatırımlar kısa süre içinde bölgenin büyük yapı şirketleri için cazibe alanı olarak imara açılacağı izlenimi vermektedir.



-
Bültenimize Katılın