Projeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Projeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2017 Cuma

SENİ SENDEN ALAN... SENİ SENSİZ BIRAKAN PROJELER

Yazının başlığı ne taraftan baktığınıza göre anlam kaymasına neden olabilir…


Sermaye dünyasını ve çıkar gruplarını gözeten bir yerel yöneticiyseniz kolaylıkla yoldan çıkmanıza neden olan kamusal alanların ve ortak alanların; kentlerde yaşayan sıradan insanlardan biri olarak baktığınızda buraların hava, su, güneş kadar değerli olduklarını görürsünüz…  


Kent planında yer alan sıradan bir parkın bile ticarileştirilmesi, özel beklentilere tahsis edilmesi, tek tek bütün kent sakinlerinin nefes borularına çimento dökülmesinden bir farkı bulunmamaktadır. 

O nedenle yerel yöneticilerin bize ait olanı bizden alan, bizi birbirimizden koparan,  hepimizin ortak amaçlarına tahsis edilmiş, korunması gereken toplumsal, doğal, yaşamsal özelliklere sahip değerlerimizi çıkar çevrelerinin beklentilerine göre düzenleyen her adımı, her projesi kente ihanettir.

Geçtiğimiz günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesi yetkilileri Konyaaltı sahil projesi ve Boğaçayı Projesi hakkında meslek odalarına açıklamalarda bulundular…

Her iki projenin teknik ekipleri farklıydı ama Konyaaltı ilçesinin iki yakasını bir araya getirileceği  iddiasıyla tanıtımlar yapıldı…

Bilindiği gibi Konyaaltı sahil projesi 3 yıldır gündemde… Boğaçayı projesi ise son 3 yerel yönetim seçiminin malzemesi olarak kullanılmaya devam ediliyor…  

Konyaaltı sahil projesinde bir kısım meslek odaları üzerinden;  Boğaçayı projesinde ise ithal akademisyenler üzerinden puan toplanmaya çalışılan ama her durumda bildiğini okuyan, bu nedenle her iki projeyi de yazboz tahtasına dönüştüren bir yerel yönetim anlayışı ile karşı karşıya olduğumuz hepimizin malumu…   

Bir başka ortak özellik her iki projede de sahil işgali var… Her ikisi de kamusal alanları ticarileştiriyor.

Bu projelerle kamusal çıkardan çok elde edilecek rant gözetiliyor… 1990 modeli yerine 2020 modeli satalım derken ekonomik ömrünü tamamlamamış mevcut yapılar, 3 yıl boyunca atıl durumda bırakılan üst ve alt yapı değerleri bir çırpıda gözden çıkarabiliyor… Bu tüccar kafa kamusal kaynaklarımızı, en çabuk ulaşılabilir, en yaygın kullanılan sahil şeridimizi sermaye dünyasının beklentileri uğruna har vurup harman gibi savurabiliyor. Planlama ilkelerine aykırı olarak yeni yapılaşma alanları oluşturuyor… Boğaçayı projesi ile kentin simgesi olan, dünyanın nadir güzelliklerinden birine sahip olan Konyaaltı sahilinin doğal yapısına müdahalede bulunuyor ve kıyı erozyonuna neden olacak adımlar atılıyor…
 
Bütün bunlar alt belediyeler by pass edilerek yapılıyor…Belli ki pasta çok değerli rant kardeşliğine bile tahammül edilemiyor… Rantı kollamak, kendi aralarında rant paslaşması ile sonuca gitmek isteniyor…

Oysa Konyaaltı sahil projesi meslek odaları katılımlı ve Mimarlar Odası koordinasyonunda, jürili bir yarışma sonucu elde edilmiş, seçilen proje renk renk resimlerle kamuoyuna ilan edilmişti… Şu anda ödül alan bu projenin adı var,  kendisi yok desek yeridir… Zira eski Beach Park alanında detayları kamuoyuna açıklanmayan imalatların başlatıldığı açıklandı.
 
Boğaçayı Projesi için çizilen resimler ise rekor sayıya ulaşmış olsa gerek… Dere yatağına yapılmak istenen, mavinin en güzel tonlarında süzülen en modern tekneler, boy boy, çeşit çeşit marinalı resimlerden eser kalmadı… Ama bu resimleri servis eden yerel yöneticiler,  yarım ağız da olsa özür dilemek yerine, inanılması zor bir pişkinlik içinde nasıl da demokrat ve katılımcı bir yaklaşımla bu hayallerinden vazgeçtiklerini açıklamakta sakınca görmüyorlar.
Oysa Boğaçayı projesinde zuhur eden ithal akademisyenler ve global şirketlerle yürütülen yerel/ulusal/uluslararası kampanyalarda boğa gibi akan çayı nasıl ıslah ederek dere yatağının içinde km lerce  denizi dolduracaklarını,  40 km daha sahil kazandıracaklarını, dere yatağını binlerce teknenin konaklayacağı marinalarla donatacaklarını anlata anlata bitiremiyorlardı.

Bilgiye ulaşma ve söz söyleme kanallarının her daim müdahale altında tutulması sayesinde, yüz kızarma duygusunu çoktan yitiren yöneticiler ve etrafındaki teknik heyet artık kendilerine neden teşekkür edilmediğinin hesabını sorma seanslarına başladı.
    
Düşünebiliyor musunuz ? Yaz boz tahtasına dönmüş Konyaaltı sahili projesinin 1. Dereceden sorumlu yarışma düzenleyicisi, 3 yıl sonra, danışmanlığını üstlenerek işlerini yürütmekte olduğu Büyükşehir Belediyesi ANTEPE inşaat firması adına konuşma yapıyor ve bu projeye kefil olduğunu söyleyebiliyor…    

Boğaçayı rüyasının sahibi ise rüyasından uyandığında dere yatağında marina fikrinin buhar olduğunu görüyor ama adeta bir çocuk gibi madem dere yatağına marina ve 40 km sahil yapamıyorum o zaman havuz gibi, DSİ’nin sorumluluğunda olan dere yatağına denizi taşıtacağım diye tutturuyor…  Bu da yetmiyor sahilin 1/7 sini işgal ederek DLH’ne Büyük Limana bitişik yeni bir Liman daha yaptıracağını açıklıyor… Plansız, alt yapısız yeni açılacak yapılaşma alanları da Boğaçayı projesinin bonusları olsun isteniyor…  

Havuz problemine dönüşen Boğaçayı projesi…

İhtiyaç, maliyet, eko sistem, su kaynakları, erozyon, doğal yapı gibi bütün eleştirileri “tatlı su ve deniz suyu kamasına” takarak, bütün bir kentle, kentin bütün uzmanlık kuruluşlarıyla, kentin akademisyenleriyle açıkça dalga geçiliyor… Referans ise dere yatağına marina yapılacağı ilan edilen merasimlerde boy göstermekten çekinmeyen ithal akademisyenler… Onlar sayesinde bütün musibetler, her türlü risk, carcur edilecek kamusal kaynaklar sihirli bir değnek gibi ortadan kalkacak…     

Geldiğimiz bu durumu vahim olarak nitelemek, sanıyorum haksızlık olur… Madem otorite böyle buyurmakta, o zaman yapacak bir şey yok diyen bakışların varlığı bile beyinlerin dumura uğradığını, kente ihanetin en çıplak haliyle zuhur ettiğini kabul etmemiz gerekiyor…
   
Denilebilir ki ülke tek adamla yönetiliyor. Tek bir “imasının” yeterli olduğu bir tek adama bağlı ama kente karşı sorumsuz yöneticilerle geleceğimiz yerin şimdikinden farklı olması beklenemezdi.  Kent dinamiklerini kaale almadan Bakanlar Kurulundan geçirilen Boğaçayı projesi; kamalar, havuzlar derken kendini en çevreci proje ilan edip, teşekkür bekleyebilecek kadar ileri gidilebiliyorsa, bu kendi çalıp kendisinin oynama yönteminin nelere kadir olduğunu ortaya koymaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Unutulmadan belirtilmeli ki DSİ’nde görevli iken Boğaçayı taşkın önleme çalışmalarını yürüten, iltimas geçmediği için sürgün edilen  İnş.Müh.A.Necati Ateş’in geçtiğimiz aylarda hazırladığı ve Kent Konseyine sunduğu BOĞAÇAY TAŞKIN KORUMA PLANLAMA RAPORU da ortaya koymaktadır ki 4300 debiyi esas alan taşkın önleme uygulamaları çevreci olmasından ziyade fantezi yanı ağır basmaktadır.

Aynı şekilde Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Doç Dr. Nihat Dipova’nın çalışmaları da bu proje ile ilgili muhtemel riskleri ve neden olacağı doğa tahribatlarını ortaya koymuştur…

Jeoloji Mühendisleri odası başkanı Ali Keleş’in “…yapmayın etmeyin, yer altı kaynak sularını kurutmayın, doğal yapıyı bozarak sahil boyunca erozyona neden olacaksınız, su kalitesini bozacak, denizi de kirleteceksiniz eleştirileri olabilecek en gayriciddi açıklamalarla geçiştirilmek isteniyor…

Neyse ki meslek odaları eşgüdüm kurulu yani kentin hemen hemen bütün meslek odaları Boğaçayında boğulan bir yerel yönetim anlayışını nihayet deşifre ederek ortak bir basın toplantısı ile Boğaçayı Projesi rüyasından uyanılması gerektiğini ifade ettiler.

Dere yatağını 1.5 metre kazıp, 750 metre denizi içeriye taşımanın yanlışlıklarını, risklerini sıraladılar. Büyük Limana bitişik yeni bir liman yapılmasından vazgeçilmesi gerektiğini dile getirdiler.   

Biraz zahmetli ve biraz zaman alacak ama hiç kuşku duyulmasın ki bu global zamanların Sülün Osman türevleri, yerel yöneticilik adı altında iki yakayı birleştireceğim derken mutlaka yakayı ele verecekler…

Katar emirleri, MIMIP emlak fuarları, Amerika menşeili ulusüstü sermaye şirketleri, ithal akademisyenleri ile kol kola dillendirilen istihdam yaratma öyküleri, resimli rüya serileri, Antalya sevdalı nağmeleri belki emlak spekülatörlerine, kamusal kaynaklarla beslenen çıkar çevrelerine, seçmen tabanına fazlasıyla hoş gelebilir ama kent dinamikleri tavrını belirlemiş durumdadır; sel gider kum kalır, kimse zoruna güvenmesin, zorla güzellik olmayacak.  

2 Ağustos 2016 Salı

Boğaçayı Rant Kollayan Bir Projedir

Bu röportaj 2 Ağustos 2016  tarihli Akdeniz Son Nokta Dergisi'nde yayınlanmıştır


Röportaj, Pelin İktueren

Boğaçayı Rant Kollayan Bir Projedir
“ Konu ile ilgili kıyı mühendislerinin, öğretim üyelerinin zamanında yaptığı açıklamalarda böyle bir proje için hiçbir çalışma yapılmadığı biliniyor. Sadece Menderes Türel'in hayal dünyası olarak başlayıp devam etmiş, bilimdışı, yapay ve tamamen rant kollamaya yönelik bir projeden ve bu nedenle de değişikliğe gidilmek zorunda kalınan bir projeden bahsediyoruz. ” diyen Antalya Kent İzleme Platformu üyelerinden Avukat Mustafa Şahin ile pek çok tartışmaya konu olan  Boğaçayı projesi hakkında görüştük…
Boğaçayı projesi aslında antalya’da çok uzun bir süreden beri konuşuluyor, bu proje nasıl başladı, şimdi ne aşamada bulunuyor ?

Son yerel seçimlerden sonra Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel bir basın toplantısında bol bol fotoğraf çekilmesini, Antalya’nın birkaç sene sonra tanınmayacak hale geleceğini, gerçekleştirecekleri pek çok projeyle kentin çehresinin değiştireceklerini söylemişti.
 
Kent merkezinin beton surlarla bölünmesine neden olan kavşak projeleri yanında Konyaaltı sahili ve Boğaçayı projesi de sayılanlar arasındaydı…

90 lı yılların sonlarından itibaren yoğun bir şekilde gündeme alınan, üzerinde araştırma, tartışma ve inceleme yapılan Boğaçayı hemen her partinin de seçim malzemesi olarak kullanıldı.
 
Başlangıçta Boğaçayının ıslahı ile birlikte kıyısı boyunca gerçekleştirilecek rekreasyon alanları yapılması yaklaşımları bir süre sonra Boğaçayında marina, liman yapılabilir mi tartışmalarıyla devam etmişti. Belli ki bu dönemde Menderes Türel’in hayal dünyasının derinliklerine yerleşen “neden olmasın” takıntısı uzun bir süre kendisinin, partisinin ve Antalya’lıların gündeminde yer almasını sağladı. Öyle ki bu konu Menderes Türel tarafından adeta bir iddialaşma düzeyine taşındı ve giderek megolamanik bir tarzda yürütülmeye başlanmıştı.
 
Kabul etmek gerekiyor ki bugüne kadar en göz alıcı resimleri çizdiren Menderes Türel oldu. Her biri birbirinden farklı resimler de olsa hepsi tam anlamıyla hayal ürünleriydi… Hiçbir maddi temeli olmayan, hayal ötesi resimlerle birkaç seçim Boğaçayında liman hayali satıldı. İtiraz edenler, “istemezükçü” ilan edilip haklarında demedik laf bırakılmadı. Bu Antalya sevdalısı çılgın projeciler, itiraz edenleri kapasitesizlikle, sığlıkla, her olumlu girişimi engellemekle suçladı.

Neyse ki geçtiğimiz günlerde rüya sona erdi. Çılgın projede değişiklik yapıldığını, Boğaçayının içinde liman yapmaktan vageçtiklerini yalnızca büyük limana bitişik liman yapacaklarını ve proje kapsamında açıklama yapıldı.
 
Bu aşama itibariyle, Boğaçayı yatağında liman yapılması çılgınlığından vazgeçilmesi önemli bir gelişmedir. Zira bu çılgın projeye esas karakterini veren konu Boğaçayında denizden içeriye doğru 1 km uzunluğunda liman yapma girişimiydi.
 
Daha önceki itirazlarda Menderes Türel’in tüm çay yatağını kapsar şekilde liman yapma girişimi engellenmişti. Şimdi de 1 km si Konyaaltı sahilinde yapılacak limanla birleşik ve devamı niteliğinde , Boğaçay yatağının 50-60 metre daraltılarak denizden itibaren çay yatağı boyunca 1 km uzunluğunda oluşturulacak kanal boyunca düşünülen limandan vazgeçilmesi sağlanmış oldu.
 
Diğer bir deyişle Boğaçayında Liman rüyaları sona erdi. Menderes Türel nihayet rüyasından uyandı.

Ancak öyle anlaşılmaktadır ki halen stabil durumda değildir. Zira özü, esas karakteri tamamen ortadan kalkan, hatta iptal edildiği bile ifade edilebilecek bu proje sanki ilk haliyle devam ediyormuş edalarıyla hareket etmesi üstelik yine bilim dışı ve planlama ilkelerine aykırı yapılaşmaları öne çıkarması hiç kuşku yok ki ne kendisine ne de kente herhangi bir fayda sağlamayacaktır.
 
Boğaçayı ile ilgisi kalmayan bir uzaklıkta ama yine Konyaaltı plajlarının işgaline neden olacak şekilde bu kez Büyük Liman’a bitişik yeni bir liman fikrini ortaya atan Menderes Türel, belli ki geçmişteki takındığı tutumlarının ayıbını hafifletecek, kendini savunacak bir çıkış arayışı içinde…
 
Oysa öncekilerde olduğu gibi hiçbir bilimsel dayanağı olmaksızın ortaya attığı bu büyük limana bitişik yeni bir liman fikri yanında dere boyunca öngörülen yapılaşmalara ilişkin muğlak yaklaşımlar ve ıslah çalışmalarının geldiği durum ve sonrası hakkında ne düşünüldüğü, bu aşamada ne, nasıl olacak sorularının askıda kalması Menderes Türel’in tıpkı Konyaaltı Projesinde olduğu gibi Boğaçayı projesinde de tribünlere oynayan tarzını gözler önüne serdi.

Kuşkusuz ki bundan sonraki gelişmelerin de takipçisi olacağız ama gelinen noktada Boğaçayı projesi, hayal dünyasıyla kent yönetilemeyeceğinin önemli örneklerinden biri olarak şimdiden tarihe geçti.
 
Bu projeye ilişkin sıkıntılar nelerdi ?
 
Doğal yapısı itibariyle, taşkın, kıyı erezyonu, deprem ve yer altı suyu değişimleri ve zemin gibi doğal olayları etkisi altında olan bir bölgede yer alıyor Boğaçayı. Bu bakımdan çok çeşitli disiplinleri ilgilendiriyor. Boğaçayı’nın bulunduğu bölge, yılın dört ayında en fazla yağış alan bir bölge ve çok kuvvetli bir şekilde denize akıyor. Önüne geleni sürükleyip götürdüğü için de Boğaçayı denilmiş zaten. Bu nedenle DSİ’nin akım gözlem istasyonları var Boğaçayı üzerinde; Taşkın önlemeye yönelik tedbirler alınmış ve alınmaya devam ediyor.

Boğaçayı ile ilgili ilk planlama raporu 1998 tarihli. Daha o dönemde yoğun yerleşim kriteri esas alınmadığı için 350 metre yerine 300 metre olarak belirlenen yatak genişliği kısa bir süre sonra etraftaki mülk sahiplerinin tazyiki sonucunda 260 metreye düşürülmüş. Planlama raporu müellifi İnş. Müh. Ahmet Necati Ateş bu değişikliğe onay vermediği için Elmalı’ya sürülmüş.
 
İlk Boğaçayı projesinde dere yatağının tamamının denizle buluşturulacağı ileri sürülmekteydi. 40 km yeni sahil kazanılacağı gibi akıl ve bilim dışı yaklaşımların ömrü uzun sürmedi.
 
2. Proje de bu kez yatak genişliği 200 metrelere kadar daraltılmasına neden olacak bir liman öngörülüyordu ki bu da taşkın riski başta olmak üzere, kıyı erozyonu ve yer altı sularının kirlenmesi tehlikesini ortadan kaldırmıyordu. Ayrıca öngördüğü yapılaşmaların tamamı planlama ilklerine aykırıydı. Getireceği yükler hesap edilmemişti.

Geçmişte DSİ nin gerçekleştirdiği planlama raporu için yapılan etütler de dahil olmak üzere Antalya Deniz Ticaret Odasının, Bayındırlık İskan Bakanlığının, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın ASAT ın incelemelerinde Boğaçayı’nda liman- Marina yapılmasının mümkün olamayacağı ortaya konulmuştur. Aynı şekilde Kent Konseyi Çalışma Grupları, Meslek Odaları da bu konuda görüş bildirmişlerdi. Hepsinin ortak görüşü Boğaçayı’nda balıkçı barınağı veya liman yapılması uygun değildir şeklindeydi.

Proje hangi riskleri barındırıyordu?
 
Menderes Türel’in en gösterişli, en üst perdeden konuştuğu, içinde bilim adamları, global sermaye şirket temsilcileri olan sunumunda ‘Boğa Çayı Islah ediliyor; taşkından ; su kaynakları tuzlanmadan ; Konyaaltı Sahili kıyı erozyonundan korunuyor denilmişti.
 
Bunlar zaten bütün resmi kurumların, hem belediyelerin hem DSİ’nin olağan görevleri. Taşkınları önlemek; mevcut yeraltı suyu kaynaklarının korunması gerektiren önlemleri almak ve Konyaaltı sahilinin zarar görmemesini sağlamakla yükümlü olan resmi kurumlar sanki bu projeyle koruyucu önlemleri geliştirecekleri izlenimi vermek istediler. Bu yolla esas niyetleri olan Liman ve rezidans yapılaşması için alan yaratma faaliyetlerini gizlemek istediler. Liman ve yapılaşma girişimleri nedeniyle neden olacakları zararlar ve riskler sanki bu proje sayesinde ortadan kaldırılacakmış algısı yaratmaya çalıştılar. Oysa Esas risk boğaçayı yatağında düşündükleri liman ve yapılaşma nedeniyle taşkına, kıyı erozyonuna ve su kaynaklarının kirlenmesine neden olacaklardı.

Son değişiklikten sonra proje kabul edilebilir sınırlara çekilmiş midir ?
 
Arı deresi de dahil Boğaçayı boyunca öngördükleri altı bölgedeki yapılaşmalardan vazgeçtiklerini açıklamadılar.
 
2016 Nisan ayında Büyükşehir Belediyesi bu projenin de ayrıntılarını yerleştirecekleri, daha detaylı planlama çalışmalı yapacakları 1/25.000'lik plan değişikliği yaptılar. Temmuz ayında ise projede değişikliklere gidildi.

Boğaçayında liman yapmaktan vazgeçtiler ama projenin detayı hakkında bilgi vermekten kaçınıyorlar…
 
Bu projede jeoloji, inşaat, mimarlık, şehir plancılığı, çevre, doğal peyzaj ve hukuk disiplinlerini doğrudan ilgilendiriyor ama Projeye ilişkin hiçbir bilimsel çalışma olmadığını itiraf etmiş oldular. 

Önceki yıllarda yapılan çalışmaları derleyen ve onlar üzerinden yapılan yorumlarla hazırlanan Boğaçayı projesinden tamamen vazgeçilmesi ve ilgili meslek odaları, kurumlar ve uzman kişiler ile tartışmaya açılmasında sayısız fayda var. Zira,

1- Gelinen noktada Liman ısrarından vazgeçmeleri sayesinde Boğaçayı yatağı daraltılması ve buna bağlı risklerden kurtulmuş olduk.

2- Ama Boğaçayı ile ilgisi kalmasa da Konyaaltı Sahili'nde liman ısrarları sürüyor. Halkın plaj olarak kullandığı alan bu nedenle işgal edilmiş olacak. İnsanların denizden yararlandığı alanı ortadan kaldıran bir işgal söz konusu. Kaldı ki bu alanda limana elverişlilik etüdü bulunmamaktadır.

3- Yapılaşma ısrarı ile bu bölgeye alt yapı, ulaşım gibi yeni yükler getirecekler. Kamusal alanları piyasalaştırmanın ve ticarileştirmenin kamusal yarar sağlamayacağı ortada. Kaldı ki zemini itibariyle de özelleştirilmek istenen dere yatağına bitişik alanlarda öngörülen yapılaşmalar maliyet/ risk faktörleriyle toplumsal bir fayda sağlamayacaktır.

4- Mevcut haliyle 2300 debiye göre önlemlerin alındığı ama Boğaçayı projesi ile 4300 debiye göre önlemlerin artırılacağı ifadeleri son değişiklikten sonraki durumu ile ne hal alacağı açıklanmamıştır. 

Daha önce hangi ihtiyaçtan 4300'e çıkarıldığı hakkında bir açıklama yoktu. Şimdi yatağı daraltmaktan vazgeçtiklerine, aşağıya doğru kazı yapmayacaklarına göre 4300 debiye göre önlem almakta ısrara devam edecekler midir ?
 
Başka konularda da Belirsizlikler bulunmaktadır.

Son söz olarak neler söyleyebilirsiniz ?
 
Hayal tacirliği sona ermiştir.
 
Yatlar, katlar, marinalar, İzmir Kordon Boyu öykünmeleri, Kanal İstabul karşılaştırmaları, on bin kişiye iş, matahmış gibi artmasından övünülen emlak fiyatları, kanatlanan inşaat, turizm, sadece Konyaaltı değil bütün Antalya kazanacak söylemlerinin hiç bir maddi temeli yokmuş…

Meğer Fransa emlak fuarında yapılan projenin tanıtımı, Kuveyt emiriyle yatırım görüşmeleri, yurt içi ve yurt dışı sürdürülen kampanyalar birer Sülün Osman misali girişimlermiş…
 
Global şirketler, bilim insanları, DSİ gibi resmi kurumlar sahneye çıkıp neye dayanarak Boğaçayı’nda liman mümkündür gösterisi yapmış ?

Recep Tayyip Erdoğan Boğaçayı Projesini destekleyip, neden olur bile vermiş ?

Kim kimi kandırmış, kimin eli kimin cebindeymiş ? Resimleri kim çizmiş, kaça çizmiş, şimdiye kadar ne kadar masraf yapılmış ?
 
Miş’li geçmiş zamanda olsa unutulmamasında fayda var… Özür dileyip dilememek de artık ayıp sahiplerinin kendilerine kalmış…
 
Ama şurası son derece açık ki Boğaçayı, masallarla, ninnilerle, resimlerle, manipülasyonlarla, söz cambazlığı ile yürütülen siyaseti de siyasetçiyi de önüne katıp denize sürmüştür.



3 Haziran 2016 Cuma

Giritli Parkı

“Bu alan Antalya Büyükşehir Belediyesinin projesi kapsamında otopark olarak
değerlendirilecektir.” yazılı levha Giritli parkına dikildikten sonra gösterilen tepkiler, itirazlar sonucunda bu park için yeniden referandum yapılacak…

“Efsane geri dönüyor – Şarampol Güzelleşiyor’ projesi kapsamında otopark haline dönüştürülmek istenen Giritli Parkı için Türel yönetimi referandum kararı aldı.

Kent merkezinin yayalaştırılması, mümkün olduğu kadar araç trafiğinden arındırılması medeniyet kriterlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Ama ne yazık ki Türel yönetiminin kaş yapayım derken göz çıkaran bir projesini da tartışır durumdayız…

Belli ki, Büyükşehir Belediyesi şöyle yaptı, Muratpaşa Belediyesi böyle yaptı vs. söylemleri ile tozu dumana katan bir kent yönetimi anlayışının, kayıkçı dövüşünü andıran söylemleri yeterli görülmedi ve “halk karar versin” yoluna başvuruldu…

Konyaaltı ve Boğaçayı projeleri ortada… tam bir yaz boz tahtası ve bir o kadar da göz boyama ve oyalama, aynı zamanda da beceriksizlik ve keyfiyet örneği olarak gündemdeki yerlerini korurken Şarampol Projesi bunlardan farklı olarak gözle görülür halde proje kapsamında faaliyetlerini yürütüyor… .

Tonguç caddesinde 3 alt geçit, SGK kavşağından Mark Antalya’ya doğru ilerleyen yayalaştırma çalışmaları, kısmi zemin, gölgelik ve oturma gruplarının yerleştirilmesi, caddeye bakan bir kısım bina yüzeylerinin boyanması ve bu binaların arka bahçelerinin birleştirilmek suretiyle elde edilen otopark alanı düzenlemeleri ile aydınlatma aparatları ilk göze çarpanlar..

2015 yılında bu proje tanıtımı için seçilen başlıkları hatırlamakta yarar var…

*Nerede Kalmıştık Şarampol ? * Referandum yapılacak * Siyaset üstü proje * Şarampol yayalaştırılacak, yeşil alanlar, oyun parkları, havuzlar, mobilyalar, renkler, ışıltılı düzenlemeler * Türkiye’nin ilk alış veriş sokağı olacak * AVM lerin yerini artık AVS (Alışveriş sokakları) almaya başlayacak… * otopark sorunu yaşanmayacak, caddenin her iki yakasında 400-500 araçlık katlı otoparklar... * kumandasız yaşam alanına girilemeyecek…

Kısacası her yönüyle düşünülmüş mükemmel ötesi, yüzbinleri çekecek ticaretin tavan yapacağı bir cazibe merkezi olarak tanıtılan bu proje, referandum, meclis görüşmeleri derken bugüne gelindi…

İlk saptama olarak, demek ki “dostlar alış verişte görsün”, “bul karayı al parayı” referandumlarıyla akla estiği gibi kenti yönetmek mümkün olmuyor, diyebiliriz…
Giritli parkı için yeniden referandum kararı almak durumunda kalan Türel yönetimi kendi çalıp kendisinin yönlendirdiği projeleriyle kenti ve kentlileri yanlış karta yönlendirdiği, işine geldiği gibi hareket ettirmek üzere referandum seçeneğine başvurduğu bu gelişme ile de teyit edilmiş oldu.

Bu arada “Türk demokrasi tarihine geçtiğini söylediği EXPO MEYDAN Raylı sistem hattı referandumunun da” gerçekte Türel Yönetimi tarafından ihtiyaç olmadığı halde, zararına çalışacağını, atıl kalacağını bile bile kamu kaynaklarının çarçur edildiği, plansız bir yatırım olarak başvurulan bir referandum olduğunu burada bir kez daha hatırlamakta yarar var.

İkinci olarak Türel yönetiminin kentsel yaşamın dinamiklerini ve kente dair değerleri kentin bütüncüllüğü içinde ele almak, toplumun ihtiyaçları ve gelişimi üzerinden hareket etmek gibi bir kaygısının olmadığını da artık çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Zira Şarampol projesi de kent planlamasının çöpe atıldığı bir projedir. Yalnızca yeşil alan katliamı değil, alt ve üst geçitleriyle, yol ve otopark düzenlemeleriyle hangi etüde dayandığı hakkında kamuoyuna bir açıklama yapılmamıştır… Mevcut ulaşım master planına uygunluğu ve kent ulaşım sisteminde düşünülen alternatifler gibi planlama ilkeleri, kriterleri rafa kaldırılmıştır… Hepsinden önemlisi şu anda geçerli olan ulaşım master planına aykırı bir düzenleme söz konusudur…

Türel Yönetimi Boğaçayı yatağında marina yapılamayacağı gerçeği ile yüzleşerek vazgeçmek zorunda kaldığı gibi;

Yarışma sonucu elde edilen Konyaaltı projesinin tanınmaz hale getirilmesi, işlevsiz ortada bırakılması ve kendinden menkul büfe imalatlarına başlaması gibi;
Şarampol Projesinde de geri dönenin Efsane olmadığı, aksine kamusal alanların, kamusal kaynakların sorumsuzca kullanmakta ısrar eden bir yönetim anlayışı olduğu açıkça görülmektedir.

Bu proje öylesine hesapsız ve planlama ilkelerine aykırı bir yatırımdır ki daha tamamlanmadan üzerine yeni bir planlama çalışmasına girişilmiştir.

"Antalya Merkez 5 ilçe kentsel dönüşüm master planı" hazırlayıp Büyükşehir Belediyesi meclisine sunmaya hazırlanan Türel Yönetimi daha şimdiden Şarampol projesini kadük hale getirmiştir.

Caddede bulunan binaları kentsel dönüşüm kapsamında yıkılabilir ve yeniden ada veya parsel bazında inşa edilebilir konuma sokmuştur.

Üstelik kentsel dönüşüm planlaması da hukuka ve planlama ilkelerine aykırı olarak Konyaaltı ilçesi hariç hemen hemen kentin tamamını kapsayacak bir şekilde yürütülmektedir.

Belli ki önümüzdeki günlerin tartışma konusu, bu yağma Hasan’ın böreği nasıl pişirilecek, nasıl yiyecekler üzerine yoğunlaşacaktır…

Olan bitenler tıpkı matruşkalar gibidir... Kuşkusuz plansızlık, ilkesizlik, hukuksuzluk, keyfiyet içinden başka ne çıkabilir ki, yine plansızlık, yine ilkesizlik, yine hukuksuzluk, yine keyfiyet…

Akıl, fikir ve bünye tamamıyla kamusal değerleri ve kamusal kaynakları piyasalaştırmak ve bu yolla zenginleşmek ve nemalanmak üzere kodlanan, varlığını ve geleceğini sermaye dünyasının kendisini yeniden üretmesine konuşlandırılan bu matruşkaların oyunlarını bozmak hepimiz için birer yurttaşlık görevidir.

Bireysel beklentiler, maiyet ve menfaat ilişkileriyle beslenen, dayatma ve yasaklama politikalarıyla toplumu sindirmek isteyen bu anlayış, yalnızca paranın geçer akçe olacağı alanlar yaratmakla meşguller… ve hayata geçirmek istedikleri bütün projeler, yoksulları, dar gelirlileri, emeği ile geçinenleri kent merkezlerinden sürgün etmeye ayarlıdır…

Son darbeyi de kentsel dönüşüm uygulamaları, emlak vergi düzenlemeleri ile gerçekleştirmek, yaşam alanlarımızda tam bir hegomanya kurmak üzere seferber olmuşlardır…

Son olarak, diyelim ki referandumda Giritli Parkı otopark olsun görüşü çoğunluğu kazandı… Bu sonuç Türel yönetiminin haklı, projesinin doğru olduğunu ortaya koymayacaktır. Zira bu alana yüklenen anlamlar hiç kimsenin altından kalkamayacağı kadar derin ve ağırdır.…

1800 lü yılların sonunda Giritli adasından bu bölgeye iskan edilenlerin hatırası, yakın tarihlere kadar süren at yarışları, Arap yemekleri ağırlıklı Antalya mutfağına getirdiği çeşitliliğin adıyla iç içe geçen Giritli Parkı, Giritli Kültür eviyle birlikte korunmalı ve kamusal alanlar planlama ilkelerine aykırı olarak ticaretin, paranın cazibesine kurban edilmemelidir…

21 Aralık 2015 Pazartesi

Temcit Pilavı Gibi* Boğaçayı Projesi**

Karaman Çayı, Doyran Deresi ve Çandır Çayı birleşiminden oluşan (Resim 1)
Boğaçayı Türkiye’de yılın dört ayı itibariyle en yüksek yağış alan bölgesinde bulunuyor. Boğa gibi önüne geleni taşıyarak Akdeniz’e akması nedeniyledir ki bu çaya Boğaçayı deniliyor…  (Resim 2)




PLANLAMA ÇALIŞMALARINDA ÖZEL MÜLKÜN “BOĞAÇAYI” ZAFERİ !!!

1998 de DSİ  Etüt Plan Şube Müdürlüğünde ve DSİ Genel Müdürlüğünde onaylanan Boğaçayı Taşkın Korunma Planlama raporuna göre seddeler arası yatak genişliği 300 metre olarak belirlendiği açıklanmıştır. Bu çalışma ilçe köy gibi düşük yoğunluğu olan yerleşimler esas alınarak 500 yılda bir gelebilecek büyüklükteki veriler esas alınarak yapılmış. Uzmanların saptamalarına göre temel alınması gereken yoğun yerleşim kriteri olan 1.000 yıllık veriler esas alınması gerekirdi. Nitekim bu durumda yatak genişliği 350 metre olarak belirlenmesi gerekiyordu. Daha o tarihlerde 350 metre içinde yer alan yapılaşmalar da söz konusu olduğundan olsa gerek 500 yıllık verilere göre yatak genişliği belirlendiği anlaşılmaktadır.  

Ancak 300 metrelik bu yatak genişliği bile fazla bulundu ve ağırlıklı sol sahilde arsası bulunan özel mülke konu arazi sahiplerinin yoğun uğraşları sonucunda yatak genişliği 260 metreye düşürüldü. Antalya DSİ bu dayatmaya onay vermeyen mühendisini Elmalı’ya sürgün ederek, yatak genişliğini daraltma kararı almakta sakınca görmemiştir.
                                                                                                                       
Böylece 350 metre olması gereken yatak genişliği 300 metrede tescil edilmiş, ancak  kısa bir süre sonra 260 metre genişliğe düşürülmekle  “boğayı” azgınlaştırmanın zemini de hazırlanmıştır. Kuşkusuz bunun arkasından gelen düzenlemeler ve yapılaşmalar da azgınlaştırılan boğanın hızına hız kattı. Örneğin, uzman görüşüne göre 260 metre yatak genişliğine göre yeni yapılan köprü sağ ve soldaki seddelerin üst kotu ile köprünün üst kotu aynı olacak şekilde inşa edildiğinden bir de bu nedenle suyun akacağı kesitte kayıp yaratıldı.

Böylece delik deşik edilen planlama çalışmaları sonucunda taşkın sularının önce köprü kirişlerine, daha sonra köprü üstüne ve nihayet sağ ve sol sahilde bulunun seddeleri yıkarak çevreye yayılması söz konusu olmuştur. Zaten suya doygun olan zeminin, yapıları ne şekilde etkileyeceği ve özellikle Hurma bölgesindeki yapılaşmaların bu nedenle tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiği görüşü ciddi bir gündem maddesi haline gelmiştir.  

BOĞAÇAYI’NDA SANDAL HAYALLERİ…

Üzerinde çeşitli senaryoların üretildiği Boğaçayı, zamanında Konyaaltı Belediyesinin bizzat ilgi alanları arasındaydı. Antalya Deniz Ticaret Odası da Boğaçayı’nda liman olabilir mi araştırmaları yaparken ayranı iyice köpürttü, iştah kabarttı. Sonradan ısrarından vazgeçse de o dönemlerde Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in hayal dünyasına konu yerleştirilmiş oldu.  Ardından hayalleri süsleyen resim üzerine resim üretimleri başlamaya başladı…  (Resim 3 -4) 

Son üç yerel seçimin vaatleri arasında yoğun olarak yer alan Boğaçayı projesinin yeni versiyonu ise Büyükşehir Belediyesinin ASAT çatısı altında gerçekleştirilen sunum ile sahne aldı. (Resim 5-6)

BOĞAÇAYI İLE VERİLEN MESAJLAR…

Kabul etmek gerekiyor ki AKP yönetiminin Boğaçayı üzerinden kamuoyunu etkileme süreci yaşamaktayız. Tıpkı Kanal İstanbul çıkışlarında olduğu gibi, öncelikle emlak ve inşaat piyasasını hareketlendirme hedefi başta olmak üzere yürütülmek istenen bir operasyon söz konusudur. Bu proje kendisini sürekli gündemde tutacak, ilişkilerinin canlı kalmasını sağlayacak. Uzun yıllara yayılacak böyle bir proje ile (gerçekleşse de gerçekleşmese de) ulusal ve ulus üstü sermaye dünyasına verilen mesajlarıyla güven tazelenecek. İşte bakın denilecek “kentin geleceği (piyasalaştırılması) için efsanevi işler yapıyoruz, “azgın boğa” yı bile ıslah etmek ve buradan sermaye dünyasına kan vermek için mücadele veriyoruz”. Halka yönelik de “esnafı uçuracağız, işsizler iş bulacak, standartlar yükselecek, dünya buraya akacak,  hayat bayram olacak” söyleminin önemli bir malzemesi olacaktır.    
BUNUN ADI RANT SAĞLAMA DEĞİL RANT KOLLAMADIR…

Kuşkusuz ki tamamen kamusal bir tasarrufun konusu olan ancak sermaye çevrelerinin kendilerini yeniden üretme aracı olarak kullanılmak istenen Boğaçayı projesi de, benzerlerinde olduğu gibi kamusal alanlar hoyratça kullanılmak istenmektedir. Dağları, tepeleri, ormanları tüketmiş ve şehre inmiş aç kurtların saldırısına uğramış gibiyiz. Kamusal yarar, kamusal çıkar gibi kavramların önemsizleştirildiği veya içinin boşaltıldığı bir anlayışın temsilcisi olarak kamuya ait ne varsa ticarileştirmek ve özelleştirmek üzere rol alanlar, Boğaçayı projesi ile planlama ilkelerine, kentsel yaşama, doğaya vereceği tahribatların üzerilerini söz cambazlıklarıyla ve iktidar olma imkanlarıyla örtmeye çalışmaktadırlar.

Yerel yöneticilerimizin arsa kazanma, daha fazla alanı imara açma, kendilerince yöreyi ve piyasayı canlandırma, belki bu yolla belediyesine katkı sağlama gibi ihtiyaç ve insan merkezli olmayan arayışlara kafa yormalarını makul karşılayanlar olabilir… Ne var ki Boğaçayı projesi artık rant sağlama girişiminin ötesinde rant kollayan bir proje haline geldiğini görmemek mümkün değildir… Kamuoyunu etkilemek için global mühendislik ve yatırım firması çizimleri ile kent dışından davet edilen bilim insanlarının sunumu bile bu durumun önemli bir kanıtı olmuştur.  

Bu proje çıkar ve baskı gruplarının, yıllar boyunca ortaya konulmuş olumsuzluklarına karşın kamusal bir alanda kamusal bir otorite tarafından "yapay" olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek için giriştikleri faaliyetler ve bu amaçla yapılan harcamalardan başka bir görüntü vermemektedir. O nedenle bunun adı “Rant Kollama”dır. 

Bu amaçla farklı siyasi parti temsilcilerinin kol kola hareket etmesinde şaşılacak bir yan bulunmamaktadır. Çıkar kardeşliği, rant kardeşliği olduğunda “ayranı yok içmeye…” özdeyişinin de anlamı olmamaktadır… Çünkü “içecek ayranı bile olsa” doğal ortamda ve insan yaşamında neden olacağı telafisi imkansız tahribat riski ve ihtiyaç tespiti olmaksızın kamu kaynaklarının sorumsuzca harcanacak olması gerçeği nedeniyle teşebbüsü bile gayri meşru olan bir girişim ile karşı karşıyayız. Batı çevre yolu ve Kırcami’de yaşananlar rant kardeşliklerinin örneği olmuşsa, Boğaçayı projesi de  siyasi hesaplar, çıkar çevrelerinde yaratılan beklentileri ile rant kollamanın adı olmuştur. 

BOĞAÇAYI PROJESİNİ İRDELEMEK ABESLE İŞTİGAL ETMEK Mİ ?

Bu nedenle, Boğaçayı projesi, Çevre Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri gibi konu ile ilgili  hemen hemen tüm meslek odalarının, Kent Konseyinin, Deniz Ticaret Odasının, öğretim üyelerinin, uzman kişi ve kuruluşların, DSİ ve ASAT başta olmak üzere resmi kurumların zamanında üzerinde inceleme/çalışma/değerlendirme yaptığı, fayda/zarar üzerine görüşlerini  bildirdiği bir proje oldu.
Ama AKP anlayışının, ortaya çıkan bütün olumsuz görüşlere meydan okuma ritüelleri ile yoluna devam etmesi, yaratmak istediği algı ile rant kollayan safında, bu alandan maddi ve sübjektif getiri elde etmeyi hesap ettiğini ortaya koymaktadır. 

KAMUOYUNDAN GİZLENEN BOĞAÇAYI HAKKINDA YARARLI BİLGİLER…

> DSİ, Boğaçayı Planlama çalışmaları aşamasında, teknelerin de boğaçayına girebilmesi düşünülebilir mi sorusunu incelemiştir. Sahilden 500 m içeriye kadar olan bir kısımda yıl boyu 2 metre derinlik sağlanabilmesi için her yıl yataktan 260.000 m3 su altında kazı yapılması gerekeceği; her yıl tekrar edilen bu çalışmanın maliyeti bir yana, sahilden içeriye girecek insanların ve teknelerin bir taşkın sırasında uğrayacağı zararın da ön görülmesi gerekeceğinden bu konu planlama dışında tutulmuştur… .

> Çevre Bakanlığı’nın Boğaçay için Rp=500 yıl ortalama tekerrür aralığı olan feyezan debisinin 2133m3/sn olduğu ve ‘Derenin ıslah projesinin 260m genişliğinde sağ ve sol sahilde yapılacak seddeler ve Boğaçayı’nın lodostan etkilenmeden denize çıkışını temin edecek mendirek yapımı öncelikler arasında yer alması gerektiği saptaması bulunmaktadır…
  
 Aynı bakanlıkça Resmi Gazetede yayımlanan su kaynaklarının korunması ile ilgili yönetmeliğinde ise bu bölgede yer alan su kaynaklarının kirlenmesine neden olacak faaliyetleri yasaklamaktadır.   

> DSİ’ nin “Boğaçay Taşkın Koruma Planlama Raporu” bulunmaktadır. Taşkın korumaya yönelik  mendirek yapısı, tersip bentleri, ıslah sekileri, koruma seddeleri ve köprü projelerinin uygulanması öncelikle  DSİ’ni ilgilendiren konular  ve  DSİ verilerine göre Boğaçay’da gözlenen  en büyük taşkın debisi 25 Aralık 2003 tarihinde Q=1900 m3/s olarak ölçülmüş. 

> DSİ tarafından hazırlanan Boğaçay bölgesi yeraltı suyu koruma alanları haritasında Mutlak  I ve II derece yeraltı suyu koruma alanları üzerinde yer almaktadır.          
                                                                          
> Antalya Kenti Su Kaynakları Koruma Alanları kapsamında Boğaçay yeraltı suyu  koruma alanları 28.12.2009 tarih ve 27446 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe  girmiştir. Resmi Gazete küpüründe belirtildiği gibi Boğaçay yeraltı suyu koruma alanları üzerinde Mutlak, I ve II Derece koruma alanlarından çakıl
alınmasını yani bölgede hafriyat yapılmasını yasaklamaktadır. 

> DSİ’nin tespitlerine göre  “ Kentin su ihtiyacını karşılayan Duraliler, Boğaçay ve Termessos su kaynakları geçmişte kullanıldığı gibi önümüzdeki yıllarda da kullanılmaya devam edecektir. Kentin mevcut su kaynaklarını terk etmesi söz konusu edilmemelidir.”

Bu konuda, Migros 5 M AVM`nin Arapsuyu 1 su kaynağı üzerine yapıldığı gerekçesiyle yapılan itiraz üzerine, Danıştay’ın 5M Migros için verdiği yürütmeyi durdurma kararı gerekçesinde; "su kaynakları kirlense bile gelecek nesillere aktarmak için korunmalıdır" kararı kulaklara küpe olmalıdır…

> Kentin mevcut su kaynaklarının korunması yeni su kaynaklarının araştırılmasından önemlidir.  Çünkü mevcut kaynakları korumak yeni kaynakları temin etmekten daima daha ekonomiktir.”

Sırası gelmişken belirtelim ki Hurma Bölgesinin imara açılası sonucu bölgede yer alan ve halen varlığını sürdüren "Hurma Su Kaynakları" hiç konuşulmamaktadır… Antalya`nın merkezinde bulunan bu kaynakların korunması gündemde bile yoktur. Halen korunması ve kullanılması mümkündür. Su Kaynaklarını Koruma Yönetmeliği çerçevesinde gerekli başvuruların yapılması, kaynak olarak tescilinde kamu kurumları ve ilgililer görevlerini ihmal eder durumdadırlar…

>ASAT Genel Müdürlüğünün 2014 yılında yaptırdığı “Boğaçay yatağında yapılacak deniz oluşturma kazısının hidrojeolojik etkileri” araştırmasında ise Boğaçayında deniz suyunun neden olacağı tahribat ve yer altı su kaynaklarına vereceği zarar ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur.

> Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmada “Antalya Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim Planı Projesi Nihai Raporu”nda kıyılarımızın mevcut durumları, eğilimler, talepler, kamu yararı, kıyının ekonomik potansiyeli, kent yaşamı, doğal ve kültürel değerler, yasal statüler, kazanılmış haklar vb. tüm verilere ve değerlendirmelere göre kararlar üretilmesi gerektiği vurgulanmaktadır…  

Ve bu projede ne Boğaçayı ne de Boğaçayı’nın denize döküldüğü Konyaaltı sahilinde liman, marina, balıkçı barınağı gibi ihtiyaç tespiti söz konusu bile edilmemiştir. Ama Boğaçayı için ayrıntılı, taşkın/fezeyan etütleri, hidro-jeolojik ve hidro-biyolojik etütler yapılmadan kesinlikle turizm deniz yapılaşmasına açılmamalıdır uyarısı yer almaktadır.

>Aynı şekilde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl Müdürlüğünün Antalya Merkez Balıkçı Barınağı Planlama Çalışması ile ilgili raporda da balıkçı barınağı olarak tespit edilen alternatif alanlar içinde Boğaçayı ve denizle buluştuğu sahil şeridi yer almamaktadır.      

> 1991 yılından beri Antalya’ya bağlama yeri kazandırılamadığından hareketle 2000 li yılların ikinci yarısında bir dizi çalışma yapan Deniz Ticaret Odası’nın bu kapsamda  Boğaçayında  “hemşehri marinası” olabilir mi çalışmaları, toplantıları ve sempozyumundan elde ettiği sonuç olumsuz olmuştur ; 

“… yapılması planlanan 260m enindeki dere koruma sınırları içerisinde en az 50m eninde ve -3m kotunda bir kanal, yatların içeri girmesi istenen bölgeye kadar taranacak (Pratik-ekonomik nedenlerle bu mesafenin kıyıdan en fazla 1100m olabileceği düşünülmüştür) ve yatlar için bir giriş – çıkış kanalı yapılacak olması seçeneği dışında; bu kanal eni tüm koruma sınırları olan 260 metre eni kullanılarak  yapılması düşünülse bile, bu durumda kenarlarda kazıklı ve yüzer durumda yat yanaşma yerleri yapılabilirse de bu durumda yüzer iskeleler feyezan gelebilecek kış aylarında karaya alınmalı ve yatlar Çayı terk etmelidir, sadece kazıklar kalıcı yapı olarak kalması düşünülebilir. Ancak her sene giriş ağzında ve kanal boyunca bakım taraması gerekeceğini, bunları minimuma indirmenin yöntemi derenin taşıdığı malzemeyi derenin üst kotlarında tutmak ve bunları taşıyarak denize erişmesini sağlamak gerekir” 
           
saptamalarında bulunan Prof. Dr. Ali Rıza Günbak,  her iki durum için de oldukça yüksek ilk inşaat maliyeti ve süreklilik isteyecek bakım maliyeti ile getiriden uzak,  gerçek bir yat limanı projesinin mümkün olamayacağını ortaya koymuştur.  

>Akdeniz Üniversitesinden Doç Dr. Nihat Dipova’nın da proje gündeme gelmeden yıllar önce bu alanda yaptığı çalışmalarda özellikle                     

 *Taşkın: Yüksek taşkın debisine sahip Boğaçayda marina işletmesi                              
* Kıyı Erozyonu: Taşkın riskini azaltmak için akış yukarı baraj yapıldığında kıyıya sediman  taşınımının  engellenmesi
                                                                             
*Deniz seviyesi yükselmesi / Kara çökmesi

 * Yeraltı suyu tuzlanması
 konularındaki saptamaları ve uyarıları olmuştur.

BOĞAÇAYI’NDA PİYASACI ANLAYIŞIN SON HAMLESİ

Boğaçayı projesinin etki alanlarına yönelik değerlendirmeler ve tespitlerin önemli bir kısmı  bu yönde olmakla birlikte Büyükşehir Belediyesi bu kez  “mimarlık, yapı, inşaat alanında faaliyet gösteren Afrika, Asya, Ortadoğu, Amerika, Avrupa, ABD de faaliyetleri olan Perkins+Will isimli global bir sermaye şirketinin çizgileri ve  İTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesinden bilim adamlarının isimlerinin yer aldığı ASAT ve Antalya Büyükşehir Belediyesi logolu minik bir broşür ile Antalya kamuoyunun önüne yeniden çıktı. Uzmanların belirttiğine göre broşürde yer alan harita ve grafiklerde yeni bir saptama yok. Ama değişiklik olarak bilim adamlarının yer altı su kaynaklarının kirlenmeyeceği açıklaması ile Deniz Ticaret Odasının sempozyumunda sakıncaları ve maliyeti itibariyle önerilmeyen dere yatağı içinde yaklaşık 1000 metre uzunluğunda kanal oluşturularak yapılmak istenen bir marina ve Konyaaltı sahilinin işgaline neden olacak şekilde dere ağzından büyük limana doğru yine yaklaşık 1.000 metre uzunluğundaki 2. Marina öngörülüyor…

KENDİNİ ELE VEREN HAYALPERESTLİKLER…

Kamuoyuna açıklanan bu Yeni versiyon projenin  tanıtımında öncelikle bir kısım çevrelerin abesle iştigal ettikleri iddiasıyla yollamalarda bulunulmuş…  Ortada proje yokken, ne yapılacağı belli değilken sırf siyaset olsun diye eleştirmenin Antalya’ya kötülük  ettikleri belirtilmiş.  Demek ki yıllardır Boğaçayı projesine ilişkin açıklamaları, çizimleri  ve görselleri bütün bir kenti süslerken ve bu yılın başında Fransa Emlak Fuarı MIPIM de Boğaçayı pazarlanırken kendileri abesle iştigal etmişler…

Kabul edilmelidir ki şu anda da ortada bir proje bulunmamaktadır. İşte projemiz budur diyerek aslında ortaya yeniden bir resim konulmuştur. Bu resim bilimsel hiçbir araştırma ve tespit ile ilişkilendirilmediği gibi planlama ilkeleri gereği herhangi bir onay sürecinden geçmemiştir. Ama görev alanlarında olmayan kamusal yatırımlar için kendilerine başrol atfedilerek kulağa hoş gelen sözlerle  “inşallah – maşallahlarla”  hayal satıp siyaseten pirim kazanma ve beklentilere mesaj gönderme çabası devam etmektedir.

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE ?
Sel tehdidinin ciddiyetini koruduğunu projede öncelikle taşkın alt yapısını önleme çalışmasının yapılması gerektiği, saniyede 4 bin 500 metreküplük debiye göre taşkın önleme uygulamaları yapılarak riski ortadan kaldıracak önlemlerin alınacağı açıklanmıştır.

Burada sormak gerekmektedir, DSİ görev ve yetkileri Büyükşehir Belediyesi’ne mi devredilmiştir? DSİ’nin konuya ilişkin açıklaması olacak  mıdır? Bu konuda yapılan bir  çalışma ve ıslah ve taşkın önleme yatırım kararı alınmış mıdır ? DSİ Boğaçayı’nın denizle buluştuğu alanda marina yapılarak yatağın daraltılmasına ve sahil şeridindeki marina yapılmasına onay vermiş midir ? 2500 debiden 4500 debiye çıkarılan taşkın önleme düşüncesi hangi bilimsel verilere dayanmaktadır? Büyükşehir belediyesinin Boğaçay’da marina yapma projesinin zorunlu bir sonucu, öngörülen yapılaşmaların bir gereği olarak mı düşünülmektedir?

Marina inşaatının sebep olacağı taşkın önleme, kıyı erozyonu çözümü, tuzlanan yeraltı suyu yerine uzaktan taşınacak içme-kullanma suyu maliyeti gibi maliyetler projeden bağımsız olarak DSI, DLH, belediye gibi kamu kuruluşlarının bütçelerinden (yani projeden haksız rant geliri elde edecek küçük bir zümre dışında ve projeden hiçbir yarar sağlamayacak milyonlarca vergi mükellefinden) mi karşılanacaktır?

BİLİM, SÜRDÜRÜLEBİLİR DOĞA VE İNSAN YAŞAMINI MERKEZ ALMALIDIR  

Sunumda, "Havza Hidrolojisi ve Hidrojeoloji raporu", "Tuzluluk Modellemesi ve Tuzlanma" "Kıyı Yapıları ve Kıyı Modellemesi" konularında bilgi verilmiştir.

**Ancak bu konularda verilen bilgiler hangi çalışmalara dayalı olduğu açıklanmamıştır. Önceki inceleme ve tespitlere yapılan yorumlar mı söz konusudur? Sunumda yer alan bilim insanları saha çalışması yapmışlar mıdır?   

**Deniz seviyesi yükselmesi, kara çökmesi ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmış mıdır ?  Alınacağı ileri sürülen önlemlere rağmen yeraltı suyunun tuzlanmasına neden olacak her hangi bir gelişme olması durumunda karşılaşılacak zarar ve tahribat hesaplanmış mıdır ?

**Taşkın riskini azaltmak için akış yukarı baraj yapıldığında kıyıya sediman taşınımının engellenmesi kıyı erozyonuna neden olmayacağı hangi verilere dayanmaktadır ?  

**Alternatif alanlar içinde olmamasına karşın hangi fayda/maliyet analizlerine göre Boğaçayı yatağının kenarında ve Konyaaltı sahilinde marina yapılmasına karar verilmiştir ? Kent merkezinde marina ihtiyacı bir araştırma sonucu mu belirlenmiştir. Eğer böyle ise diğer alanlar neden değerlendirilmemiştir ?

**İlk etap olarak denizden içeriye doğru 2 km lik kısımda yer alan, hem denizin girişinde hem de nehrin içinde öngörülen 2 yat limanı ve rekreasyon alanlarının yapılması hedeflendiğine göre taşkın önleme çalışmaları tamamlanmadan dere yatağının daraltılması ve yeni yapılaşmalarla oluşacak risk nasıl önlenecektir ?

**Uluslararası düzeyde kullanıma açık Antalya’nın simge niteliğindeki Konyaaltı sahilinin 1/7 inin doğal niteliğinin geri döndürülemez bir şekilde ortadan kaldırılmasının fayda/zarar analizleri yapılmış mıdır?

**40 km sahil kazanılması ile kast edilen nedir ? Boğaçayı’nın başlangıç noktasında (Karaman ve Çandır’ın birleşimi) 7 metre olan kot yüksekliği daha kuzeydeki alanda 30 metreyi bulmaktadır… Buna göre çay yatağı boyunca yürüme yolu vs. aktivasyon alanları mı sahil olarak ifade edilmektedir? Yoksa hala Boğaçayı yatağının  denizle buluşturulacağı iddiasına devam mı edilmektedir ?

**Seddeler, barajlar ve öngörülen yapılaşmalar bakımından Boğaçayı havzasının deprem riski ve fay hattı konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmış mıdır ?    
**Boğaçayı’nın denizle buluşmasına engel olduğu belirlenen Lodos faktörü konusunda alınan önlemler nelerdir ?
BELEDİYELER EMLAK SPEKÜLATÖRLERİ MİDİR ?

"Havza Arazi Örtüsü ve Önerilen Yapılar" başlığında Boğaçay havzasını taşkın korumanın ardından yaşanabilir bir alana dönüştürmeyi, turizm alternatiflerini artıracak kamu yatırımlarında kullanılmak üzere yeni kaynaklar elde edileceği hedeflendiği belirtilmektedir. .
**İşaret edilen alanın bir bölümü Bakanlar Kurulunun 2007 yılında aldığı bir kararla Turizm Merkezi ilan edilmiş ancak bu karar Danıştay tarafından iptal edilmiştir.
**Taşkın korumanın ardından yaşanabilir alanlar olarak belirlenen yapılaşmalar nelerdir ve kaplayacağı alanlar ve getireceği yoğunluk ne olacaktır ? Buna bağlı olarak getireceği alt yapı ve trafik yükü hesaplanmış mıdır ?
**Bölgede yer alan fay hattı, deprem riski ve zemin yapısı göz önüne alındığında, Batı Çevre Yolu nedeniyle imara açılan alanlardan sonra getirilen yeni yapılaşma yoğunluğunun sonuçları hesap edilmiş midir?
**Boğaçayı’ndan liman kavşağına kadar olan Konyaaltı sahil şeridinin marina olarak düzenlenmesi ile kumsal olarak kullanılan bu alanın işgali hangi ihtiyaçtan ve hukuksal dayanaktan kaynaklanmaktadır ?
**Görsellerde yer alan yeni su yolları ve marina oluşumunun gerçekleştirileceği alanlarındaki mülkiyet durumu nedir ?
 **Yol, arazi ve marina düzenlemeleri tamamlandıktan sonra mı imar planları ve ulaşım master planı, kıyı alanı master planı yapılacaktır? 
**Varyant ile Liman arasında gerçekleştirilen jürili, ödüllü bir yarışma ile ilan edilen “Konyaaltı sahili Mimari ve Kıyı düzenlemesi projesinin”  Boğaçayı ve liman arası bölümü iptal mi edilecektir. ? 
Soruların uzaması mümkündür… DSİ tarafından taşkın önleme ve ıslah çalışmaları kuşkusuz ki gerekli hassasiyet içinde yürütülmelidir…
Ne var ki bu süreçte Büyükşehir Belediyesi yönetiminin gerçekten kamusal yarar düşüncesi ile hareket etmesini beklemek mümkün görünmemektedir. Zira rant kollayan bu anlayış neoliberal politikalar ile emlak ve inşaat odaklı ekonomik büyüme stratejisi ile esas olarak kamusal alanlarımızı, yaşam alanlarımızı, doğal kaynaklarımızı yabancı ve yerli sermayenin birer yatırım aracına dönüştürmek üzere   hareket ettiği son derece açıktır…

SONUÇ OLARAK…

İhtiyaç tespiti olmamasına karşın Boğaçayı’nda ve Konyaaltı sahilinde gerçekleştirilmek istenen marina yatırımları ile dere yatağını daha da daraltmanın, kıyı erozyonuna neden olmanın, yurttaşların denizden yararlanma alanlarını işgal etmenin yine bu uğurda kamusal kaynakları hesapsız ve fütursuzca heba etmenin kazancı rant ve siyasi ikbal olarak görünüyorsa; bu marinalar nedeniyle taşkın önleme, kıyı erozyonu çözümü, tuzlanan yeraltı suyu yerine uzaktan taşınacak içme- kullanma suyu maliyetleri DSİ, DLH, belediye gibi kamu kuruluşlarının bütçelerine ekleyeceği külfetin faturası yurttaşlardan fazlasıyla çıkarılacaksa, bu girişimlerinin esas amacı çıkar çevrelerinin beklentilerine yanıt vermekse yalnızca soru sormanın yetmeyeceği de çok açıktır.  Yaşanan gelişmeler doğa ve insan hakları duyarlılığına sahip çevrelere her alanda acil ve etkili uyarı ve girişim sorumlulukları yüklemektedir.   21.12.2015

*iftardan artakalan pilavın sahurda ısıtılarak sofraya konması için kullanılırmış; kinci kez ısıtılan pilav makbul değildir. birkaç kez gündeme getirilerek can sıkıcı hal alan konu..
** Yazının hazırlanmasında ve kaynak temininde katkıda bulunan bilim insanı ve konusunda uzman arkadaşlara teşekkür ederim…
 
-
Bültenimize Katılın