26 Şubat 2017 Pazar

Mesele kimin çobanlığını kabul etmemiz değil,

Ne referandum, ne seçim ‘fark etmez’, ‘değişen bir şey olmaz’, “sonuç belli” diyenlere,
“beterin beteri var” hallerini hatırlatmakta yarar var. Kendimizi bırakmanın, sunulanı peşinen kabullenmenin kimseye faydası yok.

Her koşulda “kendim ettim kendim buldum” yakınmalarına son verme arayışlarımıza ve çabalarına devam edebiliriz...
 
Sözü dinlenmeyenlerin, dışlananların, görmezden gelinenlerin bir araya gelebilecekleri, demokratik, özgürlükçü, laik ve eşitlikçi bir hayatı nasıl birlikte gerçekleştirebilecekleri üzerine kafa yorabiliriz.
 
Şurası çok açık ki hepimizi "mal" yerine koyan bu düzenin egemenleri, suyuna gittikçe suyumuzu kirletmekten, hatta kesmekten çekinmiyorlar
 
Ama çözüm üretilemez hale gelen ekonomik krizin faturasını bütün bir halka çıkarmanın formulü olarak sundukları anayasaya değişikliklerini kabul ettirmek için, şimdi de, hepimizle alay edercesine, şatafatlı toplantılarla şarkılarla marşlarla peşlerinden gitmemizi istiyorlar...
 
Bu vahşi, acımasız sermaye düzenine gönülden oy vermemizi, kalpten biat etmemizi istiyorlar...
 
Bütün bir toplumu "gütmek" ve başımıza getirecekleri bir "çoban" aracılığı ile sütümüzden, etimizden, kemiğimizden her parçamızdan itirazsız, engelsiz yararlanmak istediklerini ilan ediyorlar...
 
Bütün bu maskaralıkları, kendi rızamızla kurbanlık koyun olarak yaşamayı kabullendiğimizi, kendi ellerimizle anayasal güvence altına almamızı istiyorlar...
 
Ve böylece istiyorlar ki;
 
•Türkiye'yi tek bir adam yönetsin... yardımcılarını, bakanlarını, üst düzey tüm bürokratları dilediği gibi tayin etsin... beğenmezse azletsin... tek adamın atadıkları icraatlarından dolayı meclise karşı sorumlu olmasınlar.
 
•tek adama kararnameler çıkarma yetkisi verilsin..., bu kararnameler ile özelleştirme, yeni kamu kurumları açıp, kapama, merkez, taşra teşkilatlanmalarını, ekonomik düzenlemelerini, kamusal kaynakları, milli güvenlik politikalarını dilediği gibi belirleme yetkisi verilsin...
 
•Tek adam kendi bütçesini kendisi hazırlasın, mecliste kabul edilmese bile önceki yılın bütçesine eklenecek enflasyon oranı artışı eklenerek harcamalarına devam etsin...
 
•Tek adam gerekli görürse meclisi fesih etme yetkisine de sahip olsun, yeniden seçim yapılmasına karar versin, Meclisin tek adamı azletme yetkisi ise öyle kolay olmasın....
 
•Tek adam, mensubu olduğu siyasi partinin milletvekillerini, il başkanlarını ve ilçe başkanlarını belirleyebilsin, partisi TBMM de çoğunluğu sağladığında yasama faaliyetlerinin de tamamında söz sahibi olsun....
 
•Tek adam, kendi seçtiği Adalet Bakanı ve müsteşarı ile birlikte çoğunluğunu elinde tuttuğu yasamanın seçeceği Yüksek yargı mensuplarının oluşturacağı yargının üst kuruluşlarında ve giderek tamamında etkin ve belirleyici olsun
 
•Böylece Yürütmenin başı olan tek adam, yasama ve yargı ile herhangi bir sorun yaşamasın, engelleme ile karşılaşmasın...
 
•tek adam partisine, partisi tek adama destek olsun, il, ilçede, beldelerde de kontrol sistemi kurulsun...
 
•tek adamın ilan edeceği OHAL ile temel hak ve özgürlükler kolaylıkla rafa kaldırabilir olsun, mala mülke, işletmeye, işe güce yargısız el konulabilsin, STK, medya, belediye, dernek vs. ne varsa her alan, her oluşum tek merkeze bağlı olsun...
 
•bu tek adam başkomutan sıfatı ile tek başına gerekirse savaş, gerekirse bir başka ülkeyi işgal kararı da verebilsin...
 
Bir topluma bundan öte daha fazla ne kötülük yapılabilir?
 
Bir toplum kendi kendine bundan daha fazla ne kötülük yapabilir ?
 
Seçimle başımıza bir çoban getireceğiz.
 
Öl diyecek öleceğiz.
 
Aç, açıkta kalın diyecek, kalacağız.
 
Kimlerin düşman olduğunu söyleyecek, hainlere linç talimatını bekleyeceğiz.
 
Şartlar böyle diyecek Sadakalarıyla yetineceğiz.
 
Bu yollarla piyasada hepimiz alınıp satılacağız ama çobanımızı biz seçeceğiz, oysa adı üzerinde çoban da, sahibine çobandır.
 
Mesele kimin çobanlığını kabul etmemiz değil, bu adaletsiz, insafsız düzen sürsün diye zapt u rap altına alınmamız meselesidir...
 
İyi düşün ey halk!
 
"Evet" oyu, senin ve değer verdiğin her şeyin senden koparılması fermanını kayıtsız şartsız kabul ediyorum demektir...

16 Şubat 2017 Perşembe

Tek adam yönetimine, parti devletine, güdümlü yargıya #HAYIR

Biz en iyisiyiz ama gene de olmuyor, devleti de toplumu da istediğimiz gibi yönetemiyoruz
diyen siyasi irade çözüm olarak hemen her alanda daha fazla yetki ama daha az denetim öngören anayasal düzenlemelerini referandum yoluyla halka kabul ettirmeye çalışacak...

Böylece istikrarlı, güçlü ve prangasız bir yönetime kavuşulacağını ve bu sayede, terörden arındırılmış, yatırım yapan, istihdam yaratan, hızla kalkınan bir ülke haline geleceğimizi ileri sürüyorlar…
 
Siyasi iradenin bu teklifine ya evet diyeceğiz ya da hayır.
 
Bir tarafta iktidar olmanın, iktidarda kalmanın, iktidarını sürdürmenin yol ve yöntemleri üzerine teklifler…
 
Diğer tarafta ayrıştırılarak, yoksunlaştırılarak hizaya sokulmak istenen yurttaşlar topluluğu…
 
Ne ironik bir durum… kimin iradesi kime kısmet olacak hep birlikte göreceğiz...
 
Biliyoruz ki kimi insan güvendiği/inandığı birilerinin izinden ayrılmaz…
 
Kimi insan içinde bulunduğu herhangi bir oluşuma, kendisini ifade ettiğini düşündüğü ortama ters düşmeme kaygısı ile hareket eder…
 
Aidiyet ve tabiiyet ilişkilerine indirgenen tercihlerde çoğu insan elini kolunu bağlı hisseder…
 
Öyle görünüyor ki bütün bunların arasında kalan kararsızlar belirleyecek nasıl yönetileceğimizi...
 
Bu bakımdan her türlü etkiden, yönlendirmeden uzak, tamamen objektif olmak istediklerinden kuşku duyulmamalı kararsızların...
 
Şu vakte kadar hala kararsız kaldılarsa eğer, bu durum iktidar kadar biraz da olan bitene muhalif olanların da onlara yeterince dokunamamalarının, güven verememelerinin bir sonucu değil midir ?
Oysa, kim herhangi bir iktidarın gücü ne kadar büyükse kötüye kullanılmasının tehlikesinin de o kadar fazla olacağını düşünmez ki ?
 
İktidar güçlendikçe haklarımızın ve özgürlüklerimizin güvende olamayacağını, hukukun yerine keyfiyetin alabileceğini, malımızın, mülkümüzün, işimizin, gücümüzün, varımızla yoğumuzla bütün bir geleceğimizin tek bir adamın ve onun adamlarının insafına terk edileceğini öngörmemek mümkün mü ?
 
Bu nasıl bir aldatmacadır ki halkın yönetime katılma kanallarının tamamen kapatıldığı, kendisi ile ilgili hiç bir konuda söz söyleme hakkının tanınmadığı bir devlet örgütlenmesinde, yasama ve yargı üzerinde de söz sahibi olması anayasal güvence altına alınan cumhur başkanının milletin iradesininin bir yansıması olarak kabul etmemiz istenmektedir.
 
Bu denli çalıp çırpmaların, kamusal kaynaklarımızı heba etmenin, gelir adaletsizliğinin, hayat pahalılığının, işsizlik, güvencesizlik, yargısız infazların ve nihayet savaş batağına saplanmamıza neden olanların toplumdan daha fazla yetki talebinde bulunabilmeleri ne kadar acı ve bir o kadar da hepimizin ortak ayıbı değil midir ?
 
Unutmayalım korkunun ecele faydası yoktur. Ama halkın, iktidarı korkutmasının sayısız faydaları vardır. Bu anayasa referandumu hepimizin birbirimizin hakları ve özgürlükleri için iktidarın gücünü sınırlama, zenginlik kaynaklarımızın adil bölüşümü, sömürünün ve talanın önüne geçme niyetlerimizin ifadesi olarak tarihe geçmesini sağlayabiliriz…
 
Bunun için herhangi bir partinin, her hangi birilerinin icazetine de ihtiyacımız yok… Bu toplum kendi kendini yönetmesini pek ala başarabilecek birikime ve güce sahiptir...
 
Kendimizi bu kadar değersizleştirmemizi, önemsizleştirmemizi, kişiliksizleştirmemizi isteyen, kayıtsız şartsız tek bir adamın arkasına sıralanarak yaşamamızı salık veren bu anayasa referandumunda hayır tercihinde bulunmakla, bu topraklarda kardeşçe yaşamanın da mümkün olduğunu, kendi özgüvenimiz ve kararlılığımızla eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir hayatı kendi ellerimizle kurabilecek iradeye sahip olduğumuzu gösterebiliriz...
 
Zaman toplumsal olandan yana karar verme zamanıdır...
 
Tek adam yönetimine, parti devletine, güdümlü yargıya #HAYIR


-
Bültenimize Katılın