Kent hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kent hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2023 Pazartesi

2022 YILI ANTALYA "KENT HAKKI" İHLALLERİ

17 Ocak 2021 Pazar

Yerel yönetimlerin tarafsız olduğunu söylemek aldatmacadan ibarettir


Nüve Röportaj; Kentler büyük bir saldırı altında. 31 Mart sonrası kurulan belediyeler rejimi ile merkezi iktidar arasındaki büyük mücadele kentlerin kanatılmasının önüne geçilmesini de engelliyor.

7 Ocak 2021 Perşembe

2020 yılında ANTALYA’da yaşanan KENT HAKKI İHLALLERİ

Daha önce, 2014-2019 yıllarında Antalya’da yaşanan “Kent Hakkı” ihlallerini kapsayan çalışmamızı kamuoyu ile paylaşmıştık.

16 Aralık 2020 Çarşamba

FİNİKE’ de KENT MEYDANI YAPMAK

Karşılaşma, buluşma yeri, ortalık gibi
anlamları olan meydanın, kent meydanı olarak ele alındığında, en belirleyici özelliği o yerleşimin kamusal bir alanı olarak görülmesi gerektiğidir.

17 Kasım 2019 Pazar

“KENT HUKUKU" ve "KENTİ BİRLİKTE YÖNETMEK" ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ

Antalya Kent İzleme Platformu ve Antalya Barosu’nun
işbirliği ile 9 Kasım 2019’da Antalya Barosu’nda 
düzenlenen çalıştayın teması
 “Kent Hukuku ve Kenti Birlikte Yönetmek”ti. 
20 Ocak 2019’da aynı işbirliğinin ürünü olan 
“Kent Hakkı Forumu”nda belirlenen temalardan biri olan
 bu başlık farklı uzmanlar ve aktörler tarafından ele alındı.

10 Kasım 2019 Pazar

KENT HUKUKU VE KENTİ BİRLİKTE YÖNETMEK

Sayın Konuklarımız,         
Değerli Katılımcılar ve 
Basın Emekçileri   "kent hukuku ve kenti birlikte yönetmek" konulu çalıştayımıza 
hoş geldiniz.   

Bu yıl başında düzenlediğimiz “kent hakkı” forumunda; katılımcılarının ortak değerlendirmeleri sonucu tespit edilen hak ihlallerini  5 ana başlıkta toplamıştık.  
1-Halk Katılımı, kent Yönetimi ve işleyişi  2- Çevre, Doğa ve Sağlık 3- Kentsel Doku ve Barınma   4- Ulaşım ve Dolaşım 5 – Eşitsizliğe Maruz Kalanlar ve Sosyoekonomik Dezavantajlılar  

Bugün, genel anlamda bütün bu hak ihlallerinin çerçevesini ortaya koymak üzere,  “kent hukuku” üst başlığı altında ilk ana başlığımız olan “halk katılımı, kent yönetimi ve işleyişini” ele almak istedik.

Önümüzdeki süreçte de yine “kent hakkı” kavramı üzerinden güncel gelişmelerle birlikte “sağlıklı çevrede yaşam hakkı”, “ulaşım hakkı”, “barınma hakkı”, “su hakkı” gibi konuları ele almak istiyoruz. Böylece yaşam biçimi ve yönetim anlayışı olarak toplumsal olandan yana, kamusal çıkarları esas alan çalışmalar yaparak kamuoyu ile paylaşmayı hedefliyoruz.  
Zira “Kent Hakkı” kavramıyla ortaya konulan bütün değerlerin hepimiz için yaşamsal öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.

Her şeyden önce, doğal, kültürel, tarihsel olarak sahip olduğumuz bütün değerlerimizi korumak, yaşatmak ve
bu doğrultuda toplumsal ihtiyaçlarımızın ayrıcalıksız bir şekilde karşılanmasını istemek, karar süreçlerinde kentte yaşayanların aktif katılımlarının önünü açmak kent hakkının gereğini yerine getirmektir.  

Kentte var olan hakkında söz söylemek, ona ulaşabilmek ve kullanabilmek, aynı zamanda onu değiştirebilme imkanlarıyla birlikte ele alabilmek,  kent hakkının kolektif bir hak olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle farklılıklarımızla kendimizi özgürce ifade etmeyi, dışlanmamayı, doğrudan bilgiye ulaşarak kente ilişkin alınan kararlarda söz sahibi olmayı talep etmekten kaçınamayız.

Şurası da bir gerçek ki yetki ve nüfuz sahibi olanlara bel bağlanmanın her birimizi çaresiz bıraktığını  deneyimlerimizle yaşamaya devam etmekteyiz.

Bu konuda merkezi veya yerel iktidar sahiplerinin, kendilerine özgü  bahanelerine, zaruret hallerine, maksatlı yönlendirmelerine rıza göstermeye devam ettikçe, toplumun çaresizlik halleri sona ermeyecek…  
Daha da vahimi, bu süreç hepimizi telafisi imkansız mağduriyetlere ve ekolojik yıkımların başladığı bir girdaba doğru yol almamıza neden olmaktadır. 

Yaşam alanlarımızda paraya tahvil edilebilecek her şeye yönelik sınır tanımaz saldırganlıklar, tüm canlı türlerine yönelik yaşanan acımasız kıyımlar, gezegenimizi tehdit eder hale gelen küresel iklim krizi ve bunun sorumlusu olan kapital hegemonya, sonunda bu dünyada hepimizi “olmak veya olmamak” sorununun bir parçası haline getirmek üzeredir.  

“…Olmak ya da olmamak…” sorunsalı denildiğinde ilk akla gelen *William Shakespeare’in yaklaşık 400 yıl önce Hamlet eserinde sorguladığı gibi ;
“Düşüncemizin katlanması mı güzel, 
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! Demesi mi?” *

Bu soru bütün yakıcılığı ve güncelliği ile hepimizden cevap beklemektedir.  Zira bugün de saray yöntemleri ile toplumun zenginlik kaynaklarına el koyanlar, canlı cansız tüm varlıkları, kendi iktidarları için fütursuzca yok sayıyorlar.

Evet, bütün sesi kısılanların, dışlananların, hakkı, hukuku, emeği gasp edilip yaşam alanları talan edilenlerin,
düşlerinin ve korkularının ötesine geçmelerine,
“….zamanın kırbacına,
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş,
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanların … “ *
kayıtsız şartsız itiraz etmek, kaçınılmaz görünen sonumuza dikkat çekmek, bir araya gelerek dur demek bütün duyarlı çevrelerin ortak sorumluluğu olması gerektiğini düşünüyoruz.  

Bu yolda bizlerle beraber olan, uzak, yakın yerlerden gelen konuklarımıza, katılımcılara sağlayacakları katkılarından dolayı şimdiden çok teşekkür ediyoruz.

Aynı şekilde hak hukuk mücadelesine omuz veren, bu etkinliği birlikte düzenlediğimiz Antalya Barosu’na ve bu çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçen başta Baro emekçileri olmak üzere bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimle çalıştayımızın başarılı geçmesini  diliyorum.
 






















-
Bültenimize Katılın