5 Kasım 2020 Perşembe

DEPREM

Posted by   on

Deprem ülkesiyiz diyoruz ama her seferinde depremin darbeleriyle derinden etkileniyoruz.

Yitirdiklerimize, maddi, manevi zarara uğrayanlara üzülüyoruz. 


Enkaz kaldırma çalışmaları devam ederken, hepimiz enkazın altında kalmış olma ihtimalimiz ile yüzleşiyoruz. Canımızın kıymetiyle başat, acz içinde kalışlarımızın, rastlantıların, umut çizgisinin gel gitlerini yaşıyoruz. 

 

“Mucize” kurtuluşlar ve hayata tutunmalar elbette hepimize iyi geliyor ve enkazdan hayat çıkaran kadın/erkek çalışanların, grev yerini bırakıp gelen madencilerin gece gündüz ortaya koydukları çabaları ile emeğin ve emekçinin değerine bir kez daha tanık oluyoruz.   

 

Ama sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyor. 

Geride kalanların, olan biten karşısında “beterin beteri var” “ucuz atlatıldı” “takdiri ilahi” yaklaşımları

ile resmî ağızların yaşanan zararların en kısa zamanda telafi edileceği açıklamaları, acaba kimleri tatmin edebiliyor ?

 

Hepimiz farkındayız, mevcut statüko insanı da, doğayı da kaale almıyor. Rant hatlarının cazibesi fay hatlarının hareketini ciddiye almıyor. Bunca deneyime karşın yerleşimlerin zemin özellikleri, planlama, yapılaşma teknikleri ve denetimi konularıyla birlikte riskli yaşam alanlarımız bile müteahhit pazarlıklarına yani piyasaya terk edilmiş durumda.  

 

Ne yazık ki yerleşimlerdeki yapıların dayanıklılığı, korunaklı olup olmadığı deprem gibi doğa olaylarıyla ortaya çıktıktan sonra gündem olabiliyor. Ve ne yazık ki çok daha az kayıpla atlatılabileceği öngörülen depremlerde hep aynı hüsranlarla baş başa kalıyoruz.

 

Özellikle 1999 depreminden bugünlere her depremde hep aynı konuları tartışıyoruz. Bilim insanları, uzmanlık kuruluşları her seferinde biz uyarmıştık diyorlar. Yurttaşlar, bunca senedir toplanan deprem vergilerini ne yaptınız  ? Toplanma alanlarına neden AVM yapıyorsunuz ? Kaçak ve çürük yapılara neden imar affı verdiniz ? Dere yataklarını, sulak alanları, dolgu alanlarını neden yapılaşmaya açtınız ?  İlan edilen deprem önleme tedbirlerini neden yerine getirmediniz ? sorularını sormaya devam ediyorlar…

 

Yine hepimiz farkında olmalıyız ki, yurttaşını rant düşkünü haline getiren bu iktidar ilişkileri, hep bana hep bana diyen bu mülkiyet ilişkileri ve bu aç gözlü sermaye dünyası toplumsal olandan yana uygulamaları bir kenara bırakmakta tereddüt göstermiyor.

 

O nedenle çalıp çırpmalar, kılıfına uydurulan hukuksuzluklar kurumsallaştı. Tek adam buyurganlığını kanunileştiren bir resmi gazete düzenin yurttaşlarıyız artık. Bu işleyişi hukuk düzeni olarak değerlendirmek mümkün değil.  

 

Adaletsizlik, güvencesizlik, yoksunluk her alana sirayet etmiş durumda. Konu deprem olduğunda, olan çürük, kaçak ve sağlıksız yapılarda ömür tüketmek zorunda kalan dar ve sabit gelirli kesimlere oluyor. Akla ziyan iktidar siyasetçileri ise “keşke riskli binalarda oturmak tercih edilmeseydi, keşke yıllar önce çöken binaların durumu kontrol edilseydi” derken, bir diğeri her deprem sonrası ne kadar çok bina yaptıklarının sayılarını ilan ederek geride kalanları teskin edebileceğini düşünüyor.   

 

Enkaz üzerinde veya yıkıntılar arasında escortlu gösteriler, iktidar yanlısı yardım örgütlerine enkaz alanına en yakın yerlerin tahsis edilmesi, ama ille de din simsarlarının teşvik ettiği tevekkülcü yaklaşımların öne çıkarılması da ortaya koymaktadır ki, siyasi iradenin hesapları başka, halkın gündemi başkadır.

 

İzmir depremi, geride bıraktığı acılarla, iktidarın halka karşı yabancılaşmasını bir kez daha göstermiş oldu.

 

 

 

Hiç yorum yok:
Yaz yorum

-
Bültenimize Katılın